Fikrini değiştirebilmek / Bir toplantıdasınız. Uzun süredir savunduğunuz bir düşünceyi anlatıyorsunuz. Derken biri söz alıyor ve daha önce görmediğiniz bir bilgi sunuyor. Söyledikleri, görüşünüzün önemli bir noktasını sorgulatıyor.
Bir an duruyorsunuz.
İçinizden iki ses yükseliyor: “Bunu düşünmemiştim” ve “Şimdi geri adım atarsam ne derler?”
O anda mesele yalnızca düşüncenizin doğruluğu olmaktan çıkıyor. İtibarınız, geçmiş sözleriniz ve kendinize dair algınız da masaya oturuyor.
Fikrini değiştirebilmek, tam da böyle anlarda sınanır. Yeni bilgiyi değerlendirecek miyiz, yoksa eski sözümüzü korumak için gerekçeler mi arayacağız?
Düşüncemiz değişince değerimiz azalır mı?
Fikrini değiştirebilmek / Bir görüşü uzun süre savunduğumuzda ona emek veririz. Okur, anlatır, bazen başkalarıyla tartışırız. Böylece düşüncemizle aramızdaki bağ güçlenir. Ona yöneltilen eleştiriyi kişiliğimize yöneltilmiş gibi karşılayabiliriz.
Oysa bir konuda yanılmış olmak, insan olarak değersiz olduğumuz anlamına gelmez. Eksik bilgiyle ulaştığımız bir sonucu, daha iyi bilgiyle gözden geçirebiliriz.
Burada psikolojideki entelektüel tevazu kavramı yol göstericidir. Bu kavram, kişinin bilgisinin ve inançlarının yanılabilirliğini kabul edebilmesini ifade eder. Leary ve arkadaşlarının araştırmalarında, entelektüel tevazusu daha yüksek kişilerin ikna edici mesajların gerekçe gücüne daha duyarlı olduğu görülmüştür. Yani önemli olan yalnızca görüş değiştirmeye istekli olmak değil, hangi gerekçeyle değiştiğini değerlendirmektir.
Her fikir değişikliği olgunluk göstergesi değildir.
Fikrini değiştirebilmek / Bulunduğu ortamda kabul görmek için sürekli görüş değiştiren biriyle, güvenilir kanıt karşısında düşüncesini güncelleyen kişi aynı davranışı göstermiyor olabilir.
Birincisinde belirleyici olan onaylanma isteği, ikincisinde ise daha doğru bir değerlendirmeye ulaşma çabasıdır.
Bu yüzden kendimize şu soruyu sormak yararlıdır:
“Görüşümü değiştiren şey yeni bir bilgi mi, yoksa dışlanma korkusu mu?”
Benzer biçimde, düşüncesini koruyan herkes de inatçı değildir. Karşı görüşün kanıtları zayıfsa mevcut görüşümüzü sürdürmek makul olabilir. Zihinsel olgunluk, her itirazda yön değiştirmekten çok, hem kendi gerekçemizi hem karşı tarafın gerekçesini dürüstçe tartabilmektir.
Dinlemek, kabul etmek zorunda olmak değildir.
Bazı tartışmalarda karşı taraf konuşurken cevabımızı hazırlıyoruz. Söylediğinin en zayıf yerini yakalamaya çalışıyor, güçlü taraflarını gözden kaçırabiliyoruz.
Porter ve Schumann’ın araştırmalarında, entelektüel tevazusu daha yüksek katılımcılar karşı görüşleri öğrenmeye daha açık bulunmuştur. Bu bulgular, açıklığın her görüşü benimsemek anlamına geldiğini göstermiyor; farklı düşüncelerle karşılaşmaya gönüllü olmanın önemine işaret ediyor.
Bunun günlük hayattaki karşılığı basittir: İtiraz etmeden önce, karşımızdakinin düşüncesini onun da “Evet, demek istediğim buydu” diyebileceği şekilde anlatabilmek.
Evde, okulda ve işte nasıl görünür?
Fikrini değiştirebilmek / Bir anne, çocuğunun ders çalışmamasını hemen tembellik olarak yorumlayabilir. Sonra çocuğunun konuyu anlamadığını ve yardım istemeye utandığını öğrenebilir. İlk yorumunu değiştirmesi, otoritesini azaltmak zorunda değildir; çocuğuna daha uygun destek vermesini sağlayabilir.
Bir öğretmen, kullandığı yöntemin bazı öğrencilerde işe yaramadığını fark edebilir. “Yıllardır böyle anlatıyorum” demek yerine başka bir yaklaşımı deneyebilir.
Bir yönetici, çalışanının önerisini önce reddedip sonuçları gördükten sonra kararını gözden geçirebilir. “Bu noktayı eksik değerlendirmişim” diyebilmesi, ekipte hataların konuşulmasını kolaylaştırabilecek bir örnek oluşturur.
Bu örneklerde değişen, kişinin bütün kimliği değildir. Belirli bir duruma ilişkin değerlendirmesidir.
Fikrimizi daha dürüstçe değerlendirmek için beş soru:
1. Tam olarak neyi savunuyorum?
“Bu yöntem kötü” gibi geniş bir hüküm yerine, hangi koşulda ve hangi sonuç açısından yetersiz olduğunu açıklayın.
2. Beni ne kadar güçlü bir kanıt ikna etti?
Tek bir örnek mi, kişisel deneyim mi, karşılaştırılabilir veriler mi? Güven düzeyinizi gerekçenizin gücüne göre ayarlayın.
3. Hangi bilgi fikrimi değiştirebilir?
Cevabınız “Hiçbir şey” ise görüşünüzü nasıl sınayabildiğinizi yeniden düşünün.
4. Karşı görüşün en güçlü tarafı ne?
Kolayca çürütebildiğiniz bir karikatürle yetinmeyin. Ciddi itirazı bulmaya çalışın.
5. Ne kadarını değiştirmem gerekiyor?
Bir görüşü tamamen terk etmek zorunda olmayabilirsiniz. “Her zaman” dediğiniz yerde “Bazı koşullarda” demek de önemli bir düzeltmedir.
Bugün sık savunduğunuz bir düşünceyi seçin. Bir kâğıda gerekçenizi, en güçlü karşı kanıtı ve hangi koşulda fikrinizi değiştireceğinizi yazın.
Sonunda aynı görüşte kalabilirsiniz. Fakat artık onu biraz daha bilinçli savunursunuz.
Olgunluk, geçmişteki her sözümüzü koruyabilmek kadar, bugün hangi sözümüzü neden düzelttiğimizi açıklayabilmektir.
Kaynaklar
- Leary, M. R. ve arkadaşları (2017). Cognitive and Interpersonal Features of Intellectual Humility. Personality and Social Psychology Bulletin, 43(6), 793–813.
- Porter, T. ve Schumann, K. (2018). Intellectual Humility and Openness to the Opposing View. Self and Identity, 17(2), 139–162.
Tavsiye Edilen Makaleler
Rugged Flexibility Nedir? Değişirken Kendin Kalabilmenin Sanatı











