Can Sıkıntısı / Modern insan için birkaç dakika boş kalmak küçük bir krize dönüşebiliyor. Otobüs beklerken, asansöre binerken, arkadaşımız masadan kalktığında hemen telefona uzanıyoruz. Sanki zihnin uyarıcısız kalması tehlikeliymiş gibi davranıyoruz.
Oysa can sıkıntısı her zaman kurtulmamız gereken bir düşman değildir. Bazen zihnin dinlenme alanı, üretkenliğin hazırlık odası ve tefekkürün başlangıcıdır.
Can sıkıntısı bize ne söylüyor?
Psikolog Erin Westgate ve Timothy Wilson’ın geliştirdiği “Anlam ve Dikkat Bileşenleri Modeli”ne göre insan iki temel nedenle sıkılır: Yaptığı işe dikkatini veremiyordur veya yaptığı şeyi anlamlı bulmuyordur. İş çok kolay ya da çok zor olabilir; yahut kişi o faaliyetin kendi amaçlarıyla ilişkisini kuramayabilir. Araştırma
Bu durumda can sıkıntısı bir arıza değil, uyarı işaretidir. Zihnimiz bize “Burada dikkatimi veya anlam duygumu besleyen bir şey yok” demektedir. Açlık nasıl bedeni yiyecek aramaya yöneltiyorsa can sıkıntısı da insanı yeni bir hedef, uğraş veya anlam aramaya itebilir.
Can sıkıntısı yaratıcılığı artırır mı?
Sandi Mann ve Rebekah Cadman’ın deneylerinde katılımcılardan önce telefon rehberindeki numaraları yazmak veya okumak gibi sıkıcı görevler yapmaları istendi. Ardından plastik bardakların farklı kullanım alanlarını bulmaları beklendi. Bazı sıkıcı görevleri yapan katılımcılar, kontrol grubuna göre daha fazla yaratıcı fikir üretti. Araştırmacılar bu sonucu, sıkılma sırasında zihnin serbestçe dolaşmasına bağladı. Mann ve Cadman
Ancak buradan “Ne kadar sıkılırsak o kadar yaratıcı oluruz” sonucu çıkarılamaz. Sonraki araştırmalar birbiriyle tamamen tutarlı değildir. Can sıkıntısı yaratıcılığı otomatik olarak üretmez; yalnızca zihnin alışılmış yolların dışına çıkması için bir fırsat oluşturabilir.
Başka bir ifadeyle can sıkıntısı tohumu eker; düşünmek, gözlemlemek ve üretmek ise onu büyütür.
İnsan kendi düşünceleriyle kalamıyor mu?
Wilson ve arkadaşlarının 11 deneyden oluşan araştırmasında katılımcılar, 6–15 dakika boyunca dışarıdan hiçbir uyarıcı olmadan düşünmekte zorlandılar. Çarpıcı bir deneyde, odadaki tek uğraş kendilerine hafif elektrik şoku vermekti. Erkeklerin yüzde 67’si, kadınların ise yüzde 25’i en az bir defa bu seçeneği kullandı. Araştırma
Bu sonuç, insanın düşünmeyi sevmediğini kesin olarak kanıtlamaz. Deney ortamı yapaydır. Ancak kendi zihnimizle baş başa kalmanın sanıldığı kadar kolay olmadığını gösterir. Bugün elektrik düğmesinin yerini telefon ekranı almış gibidir: En küçük sıkıntıda kaydırıyor, tıklıyor ve düşüncelerimizden kaçıyoruz.
Tefekkür ve zihinsel yenilenme
Tefekkür, insanın kendi hayatı ve varlık üzerinde dikkatle düşünmesidir. Fakat sürekli içerik tüketen bir zihin, kendisine soru sormaya zaman bulamaz. Boşluklar tamamen doldurulduğunda yeni düşünceler kurulamaz; yalnızca başkalarının ürettiği düşünceler tüketilir.
Yine de kısa süreli can sıkıntısıyla kronik bıkkınlığı ayırmak gerekir. Uzun süren, hiçbir şeyden zevk alamama ve umutsuzlukla birleşen sıkıntı; yalnızlık, tükenmişlik veya ruhsal sorunlarla ilişkili olabilir.
Sonuç
Canınız sıkıldığında hemen telefonunuza uzanmayın. Biraz yürüyün, çevrenizi gözlemleyin, aklınıza gelenleri yazın ve şu soruyu sorun: “Zihnim benden ne istiyor?”
Can sıkıntısı her zaman boşluk değildir. Bazen yanlış yerde olduğumuzu haber veren bir pusula, bazen yeni bir fikrin sessiz hazırlığıdır. Belki de canı sıkılan insanın ihtiyacı daha fazla eğlence değil, daha anlamlı bir uğraştır.
Tavsiye Edilen Makaleler
Zihin Temizleme – Nedir, Zihinsel Netlik İçin 10 Basit Strateji










