Unlearning Nedir? / Yeni bir yöntem öğreniyorsunuz. Eğitimini alıyor, yararına inanıyor, hatta başkalarına da anlatıyorsunuz. Fakat yoğun bir günün ortasında farkına varmadan eski yönteminize dönüyorsunuz. Bilgi yenilenmiş; davranış yerinde kalmıştır.
“Hızlı öğrenme” üzerine konuşurken genellikle şu soruyu sorarız:
Yeni bilgiyi zihnimize nasıl daha çabuk alırız? Bunun bir devam sorusu var: Eski bilgi ve alışkanlıklarımız yeninin önünü kesiyorsa ne yaparız?
İngilizcede unlearning denen süreç, tam da bu soruyla ilgilidir. Türkçeye “öğrenileni bırakma” ya da “eski öğrenmeyi gözden geçirme” diye çevrilebilir. Kastedilen, hafızamızı silmek değildir. Bir zamanlar işe yarayan düşünme veya davranma biçiminin bugün hâlâ geçerli olup olmadığını sınamaktır.
Dün işe yarayan yöntem bugün neden engel olur?
Alışkanlıklar hayatı kolaylaştırır. Her işi ilk kez yapıyormuş gibi düşünmek zorunda kalmayız. Fakat koşullar değiştiğinde aynı kolaylık bizi eski yola da çekebilir.
Deneysel araştırmalar, yerleşmiş davranış örüntüleriyle yeni öğrenilen örüntüler arasında çatışma yaşanabildiğini gösteriyor. Dolayısıyla değişim, yeni davranışı bilmenin yanında onu tekrar tekrar uygulamayı da gerektirebilir. Kaynak
Bir iş yerini düşünelim. Müşterilerin ihtiyaçları değişmiş, çalışanlar yeni veriler toplamış olsun. Yine de toplantıda son kararı hep “Biz bu işi yıllardır böyle yapıyoruz” cümlesi veriyorsa yeni bilginin etkisi sınırlı kalır.
Örgütlerde unlearning üzerine çalışan araştırmacılar, bu süreci yerleşik inançların ve iş yapma rutinlerinin değişmesiyle ilişkilendiriyor. Kaynak
Buradaki güçlük yalnızca alışkanlığın kuvveti değildir. Eski yöntem bize bir kimlik de verir: “Ben bu işin uzmanıyım.” Yöntemi sorgulamak, bazen kişinin uzmanlığını sorguluyormuş gibi hissettirir. Oysa uzmanlık, geçmişte öğrendiğini her durumda savunmakla değil, hangi koşulda işe yaradığını ayırt etmekle derinleşir.
Öğretmen de öğrenirken eski kabullerini sınar
Sınıfta yıllardır anlatım ağırlıklı ders işleyen bir öğretmen, öğrencilerin daha çok soru sorduğu bir yöntem öğrenebilir. Yöntemi beğense bile ilk denemede sınıftaki sessizlik bozulunca “Kontrolü kaybediyorum” diye düşünebilir. O anda eski ders işleme biçimi güvenli görünür.
Yeni uygulamanın kalıcı olması için yalnızca yöntem göstermek yetmeyebilir. Öğretmenin “İyi ders nasıl görünür?”, “Öğrencinin konuşması öğrenmenin işareti olabilir mi?” gibi önceki kabullerini de incelemesi gerekir.
Öğretmen adaylarıyla yapılan çalışmalar, önceden edinilmiş inançların yeni pedagojik anlayışlarla kurulan ilişkiyi etkilediğini gösteriyor. Eğitimle ilgili yanlış inanışlar üzerinde yapılan daha yeni araştırmalar da bu kabulleri açıkça ele almanın önemine işaret ediyor. Kaynak
Bu, öğretmenin bütün deneyimini bırakması demek değildir. Deneyimin değerli kısmını koruyup artık işe yaramayan kısmını değiştirebilmek demektir.
Teknoloji değişirken çalışma biçimimiz de değişir
Yeni bir yazılımı kullanmayı öğrenmek çoğu zaman düğmelerin yerini öğrenmekten ibaret sanılır. Oysa asıl değişim iş akışında olabilir. Örneğin ortak bir dijital belgeye geçen ekip, dosyaları sürekli birbirine e-postayla gönderme alışkanlığını sürdürürse yeni aracın sunduğu birlikte çalışma imkânından yararlanamaz.
Yapay zekâ araçlarında da benzer bir durum yaşanabilir. Aracı kullanmayı öğrenirken “Üretilen cevap doğru görünüyorsa doğrudur” kabulünü bırakmak gerekir. Yeni beceri, iyi soru sormanın yanı sıra çıktıyı kontrol etmek, eksikleri görmek ve son kararı üstlenmektir. Teknolojiye uyum, çoğu zaman teknolojiyle birlikte eski çalışma alışkanlığımızı da gözden geçirmeyi ister.
Kişisel gelişimde hangi inancı bırakmalıyız?
Bazen değiştirmemiz gereken şey bir yöntem değil, kendimiz hakkında kurduğumuz cümledir:
-
“Ben matematik öğrenemem.”
-
“Bu yaştan sonra teknoloji bana göre değil.”
-
“Bir şeyi iyi yapamayacaksam hiç başlamamalıyım.”
Bu cümleler tekrarlandıkça kesin birer gerçek gibi gelebilir. Onları bırakmak, yerine düşünmeden olumlu sloganlar koymak anlamına gelmez. Daha dürüst sorular sormaktır:
-
“Hangi konuda zorlanıyorum?”, “
-
Şimdiye kadar hangi yöntemleri denedim?”,
-
“Başka bir yöntemle küçük bir ilerleme sağlayabilir miyim?”
Unlearning için kendimize üç soru sorabiliriz:
-
Hâlâ neyi otomatik yapıyorum?
-
Bu alışkanlık bugün hangi sonuca yol açıyor?
-
Yerine hangi davranışı küçük ölçekte deneyebilirim?
Eski alışkanlık ve yeni deneme arasındaki farkı gözlemlemek, değişimi soyut bir niyet olmaktan çıkarır.
Gelecekte öğrenme hızımız elbette önemli olacak. Fakat her yeniliği eskisinin üzerine eklemek yeterli olmayacak. Bazen ilerlemek için durup elimizdeki bilgiye bakmamız gerekecek: Hangisi hâlâ yol gösteriyor, hangisi bizi alışılmış yola geri döndürüyor?
Öğrenmenin olgun hâli, yeniye yer açarken eskiden neyi koruyacağını ve neyi değiştireceğini bilmektir.
Kaynaklar
- Akgün, A. E., Lynn, G. S. ve Byrne, J. C. (2006). “Antecedents and Consequences of Unlearning in New Product Development Teams.” Journal of Product Innovation Management. Wiley Online Library
- Hollingsworth, S. (1989). “Prior Beliefs and Cognitive Change in Learning to Teach.” American Educational Research Journal. Sandra Hollingsworth, 1989
- “Explicit Instructions and Consolidation Promote Rewiring of Automatic Behaviors in the Human Mind” (2017). Scientific Reports. Scientific Reports
- “Educational Myths Among Teachers: Prevalence and Refutational Intervention for Belief Change” (2025). Humanities and Social Sciences Communications.
Tavsiye Edilen Makaleler
Hızlı Öğrenen İnsanların 7 Alışkanlığı -Geleceğin En Değerli Becerisi Nedir?
Unutmamak İçin Ne Yapmalı – Öğrendiklerinizi Nasıl Unutamazsınız?











