İlham Veren HikayelerYaratıcı Düşünme

Geleceği Öngörmek – Gerçekleşen Kehanetler ve Üretilen Efsaneler

Geleceği Öngörmek – Cep telefonunun olmadığı bir dünyada birinin, insanların ceplerinde taşıyacağı küçük cihazlarla dünyanın öbür ucundaki insanlarla görüntülü konuşacağını söylediğini düşünün.

Ya da uzaya ilk yapay uydu gönderilmeden yıllar önce birinin, Dünya’nın çevresine yerleştirilecek uydular sayesinde küresel haberleşmenin mümkün olacağını tarif ettiğini…

Bugünden geriye baktığımızda bunlar neredeyse kehanet gibi görünüyor. Sosyal medyada da sık sık benzer içeriklerle karşılaşıyoruz.

“O, bunları daha ortaya çıkmadan biliyordu.”

Fakat burada dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü internette dolaşan gelecek tahminlerinin bir kısmı gerçekten belgelenmiş öngörülerken bir kısmı sonradan değiştirilmiş, abartılmış veya hiç söylemediği hâlde ünlü bir kişiye atfedilmiş sözlerden oluşuyor.

Öyleyse asıl soru şu:

Bazı insanlar geleceği gerçekten gördüler mi, yoksa biz geçmişi bugünden bakarak yeniden mi yazıyoruz?

asit - renk - renkler - psikoloji - renklerin anlamı - renklerin psikolojisi

1. Nikola Tesla Cep Telefonunu Gerçekten Öngördü mü?

Bu iddianın şaşırtıcı biçimde güçlü bir tarihsel temeli var.

Nikola Tesla, 1926 yılında Collier’s dergisine verdiği röportajda kablosuz iletişimin gelişmesiyle dünyanın adeta büyük bir beyne dönüşeceğini anlatıyordu.

Daha da ilginci, insanların birbirleriyle mesafeden bağımsız biçimde iletişim kuracağını ve bunu cepte taşınabilecek kadar küçük araçlarla gerçekleştirebileceğini düşünüyordu.

Bugün akıllı telefonlarımızla görüntülü konuştuğumuzu düşününce Tesla’nın sözleri gerçekten etkileyici görünüyor.

Fakat Tesla’nın yaptığı büyücülük değildi.

Elektrik ve kablosuz iletişim teknolojilerinin gelişim yönünü biliyor ve mevcut teknolojiden hareketle gelecekte nereye ulaşılabileceğini öngörüyordu.

Bu nedenle buna “kehanet” yerine bilimsel öngörü demek daha doğru olur.

2. Arthur C. Clarke: Uydu Çağını Uzay Çağından Önce Görmek

Daha da çarpıcı örneklerden biri bilimkurgu yazarı ve mucit Arthur C. Clarke’dır.

1945 yılında, Sputnik’in uzaya gönderilmesinden yaklaşık 12 yıl önce Clarke, Dünya’nın belirli bir yüksekliğindeki uyduların haberleşme amacıyla kullanılabileceğini ayrıntılı biçimde tartıştı.

Hatta Dünya çevresine uygun biçimde yerleştirilecek üç istasyonun küresel haberleşme sağlayabileceğini öne sürdü.

Bugün televizyon yayınlarından haberleşmeye ve meteorolojiye kadar uydular modern hayatın vazgeçilmez parçalarıdır.

Clarke geleceği mi gördü?

Hayır.

Bugünün teknolojik imkânlarının yarın hangi probleme çözüm olabileceğini gördü.

İyi bir gelecek öngörüsünün sırrı çoğu zaman budur.

nöroplastisite, hızlı öğrenme ve hafıza teknikleri

3. Jules Verne Ay’a Yolculuğu Bildi mi?

Jules Verne’in 1865 tarihli Dünya’dan Ay’a romanı da geleceği öngören eserler denildiğinde sıkça anılır.

İnsanların Ay’a gönderilmesi…

Bir kapsülün kullanılması…

Amerika’dan yola çıkılması…

Astronotların Dünya’ya dönmesi…

Bütün bunların Apollo programından yaklaşık bir asır önce edebiyatta yer alması gerçekten etkileyicidir.

Fakat burada önemli bir ayrım gerekir.

Verne gelecekteki Apollo 11 görevini “görmedi”. Kendi dönemindeki astronomi, fizik, mühendislik ve teknolojik gelişmelerden hareket ederek geleceğin olasılıklarını hayal etti.

Bilimkurgu tam da bunu yapar: Bugünün bilgisini alır ve sorar: “Bunun devamında ne olabilir?”

4. George Orwell 1984’te Bugünü mü Anlattı?

George Orwell’in 1984 romanını bugün okuduğumuzda bazı bölümler şaşırtıcı biçimde çağdaş görünür.

Sürekli gözetim… Bilginin kontrol edilmesi… Gerçekliğin yeniden üretilmesi… Dilin düşünceyi sınırlandırması… İnsan davranışlarının izlenmesi…

Bu nedenle zaman zaman “Orwell geleceği bildi” denir.

Fakat Orwell’in başarısı geleceği doğaüstü biçimde görmek değildi.

Yaşadığı dönemdeki totaliter rejimleri, propaganda mekanizmalarını ve teknolojinin sağlayabileceği gözetim imkânlarını gözlemledi.

Sonra bunların mantığını uç noktasına götürdü.

Orwell’in yaptığı şey kehanetten daha değerlidir:

Bir eğilimin nereye varabileceğini göstermek.

nöroplastisite - hafıza - hızlı okuma -iq - akıl - zihin

5. “Einstein Akıllı Telefon Çağını Önceden Uyarmıştı”

Şimdi işin diğer tarafına gelelim.

Sosyal medyada Albert Einstein’ın şöyle söylediğini belirten paylaşımlar yıllardır dolaşıyor:

Teknolojinin insan etkileşimini aşacağı ve dünyanın bir “aptallar nesli” ile karşılaşacağı iddia ediliyor.

Söz genellikle telefonlarına bakan insanların fotoğraflarının üzerine yazılıyor.

Sorun şu:

Einstein’ın böyle bir söz söylediğine ilişkin güvenilir bir kayıt bulunmuyor.

Einstein’ın yazıları, mektupları ve sözleri son derece ayrıntılı biçimde arşivlenmiş durumda olmasına rağmen bu ifade güvenilir kaynaklarda yer almıyor.

İfadenin internette görünür hâle gelmesi ise Einstein’ın ölümünden onlarca yıl sonrasına rastlıyor.

Yani burada geleceği gören Einstein’dan çok, Einstein’ın otoritesini kullanan internet kültürüyle karşı karşıyayız.

renk - renkler -psikoloji - renklerin psikolojisi - renklerin anlamı - anzan mega renkleri

6. Peki Neden Ünlü İnsanlara Sahte Sözler Yakıştırıyoruz?

Çünkü aynı cümleyi şöyle yazdığımızda:  “Teknoloji insan ilişkilerini zayıflatabilir.” sıradan görünüyor.

Altına

— Albert Einstein yazdığımızda ise bir anda derinleşiyor.

Beynimiz mesaj kadar mesajın kaynağına da önem verir.

Einstein, Tesla, Nietzsche, Mevlânâ, Mark Twain, Churchill gibi isimler bu nedenle internette hiç söylemedikleri binlerce sözün “sahibi” hâline gelebiliyor.

Bir söz kişiye yakışıyorsa zamanla “Bunu gerçekten söyledi mi?” sorusunun yerini, “Zaten tam onun söyleyeceği söz.” düşüncesi alabiliyor.

Ve yanlış bilgi doğuyor.

7. Bir Tahmin Gerçekleşince Diğerlerini Unutuyoruz

Gelecek tahminleri konusunda başka bir zihinsel tuzağımız daha var.

Bir insan 100 tahminde bulunmuş ve bunlardan üçü gerçekleşmiş olabilir.

Yıllar sonra ne yapıyoruz?

Gerçekleşen üç tahmini buluyor ve “Adam geleceği görmüş!” diyoruz.

Gerçekleşmeyen 97 tahmin ise unutuluyor.

Bu, seçici hatırlamanın ve doğrulama yanlılığının güzel örneklerinden biridir.

Nostradamus gibi tarihsel kişilerin kehanetlerinin yüzyıllar sonra hâlâ tartışılmasının nedenlerinden biri de ifadelerin çoğu zaman farklı olaylara uyarlanabilecek kadar geniş yorumlanabilmesidir.

Önce olay gerçekleşir. Sonra eski metne dönülür. Ve olaya benzeyen cümle bulunur.

Bu durumda kehanetin geçmişten geleceğe değil, bazen gelecekten geçmişe doğru kurulduğunu söyleyebiliriz.

kısa başarı öyküleri - anzan

8. Gerçek Öngörü ile Kehaneti Nasıl Ayıracağız?

Bir sosyal medya paylaşımında “100 yıl önce bugünü bildi” iddiasıyla karşılaştığımızda dört basit soru sorabiliriz:

Bir: Bu sözü gerçekten söyledi mi? 

Orijinal kitap, gazete, röportaj, mektup veya konuşma kaydı var mı?

İki: Tarih gerçekten doğru mu?

Metin olaydan önce mi yayımlandı, sonra mı?

Üç: Tahmin ne kadar açık?

“İnsanlık büyük bir felaket yaşayacak” demekle belirli bir teknolojik mekanizmayı tarif etmek aynı şey değildir.

Dört: Kaç yanlış tahmini vardı?

Yalnızca gerçekleşenleri seçiyorsak sonuç bizi yanıltabilir.

Bu dört soru, internet kehanetlerinin önemli bölümünü birkaç dakika içinde ayıklamamızı sağlar.

sıfat nedir - mega aktif okuma / anlayarak okuma, 5n1k

9. Asıl İlginç Olan Geleceği Bilmek Değil

Tesla’nın taşınabilir iletişim araçlarına yaklaşması, Clarke’ın haberleşme uydularını tasarlaması veya Orwell’in gözetim toplumunun tehlikelerini göstermesi büyüleyicidir.

Fakat onları değerli yapan “kâhin” olmaları değildir.

Hepsinin ortak bir özelliği vardır: Bugünün içinde yarının tohumlarını görebilmişlerdir.

Gelecek çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz.

Bugün küçük olan bir teknoloji büyür.

Bugün önemsiz görünen bir davranış yaygınlaşır.

Bugün laboratuvarda bulunan bir buluş gündelik hayata girer.

Bugünün istisnası yarının normali olabilir.

Dolayısıyla geleceği tahmin etmenin en iyi yollarından biri kristal küreye bakmak değil, bugünü dikkatle okumaktır.

Gelecek Önceden Yazılmış Bir Metin Değildir.

Belki de “kehanet” içeriklerinin bizi bu kadar cezbetmesinin altında çok insani bir ihtiyaç bulunuyor: Belirsizliği sevmiyoruz.

Birilerinin geleceği önceden gördüğünü düşünmek bize dünyanın tahmin edilebilir olduğu hissini veriyor.

Fakat gerçek gelecek bundan daha karmaşıktır.

Tesla’nın öngörüsü etkileyiciydi.

Clarke’ınki olağanüstüydü.

Orwell’in uyarıları hâlâ düşündürücü.

Fakat bunları anlamlı yapan doğaüstü güçler değil; bilgi, gözlem, hayal gücü ve eğilimleri okuyabilme becerisidir.

Bu nedenle internette bundan sonra: “O bunu 100 yıl önce biliyordu!” başlıklı bir gönderi gördüğümüzde hemen hayran olmak yerine küçük bir soru soralım:

“Gerçekten söylemiş mi?”

Çünkü dijital çağda geleceği tahmin edebilmek kadar değerli başka bir yetenek daha var:

Geçmiş hakkında anlatılanların doğru olup olmadığını kontrol edebilmek.

Anzan Nöro Aritmetik - Konsantrasyon ve Beyin Egzersizleri

Tavsiye Edilen Makaleler

Motivasyon Sözleri – Meşhurlardan Hayatınızı Değiştirecek Sözler

Bazı Meşhur İnsanların Kitap Okuma Hikâyeleri

Meşhur Başarısızlıklar! – Kişisel Gelişim

Başa dön tuşu