Yazma sanatı / Bir ağaca bakıp “ağaç” demek kolaydır. Peki onu gerçekten gördük mü? Yapraklarının sesini, gölgesinde biriken zamanı, başka canlılarla kurduğu ilişkiyi fark ettik mi? Elif Şafak ile Robert Macfarlane’in David Perell’in How I Write programındaki söyleşisi, yazma meselesini bu soruya bağlıyor:
İyi bir metin, dikkatle bakmanın ve dinlemenin ürünü olabilir.
Kelimelerden önce dikkat gelir
Yazma Sanatı / Macfarlane, bir dağın ya da nehrin uyandırdığı hayranlığı kelimelere tam olarak aktaramayacağımızı söylüyor. Yazı, yaşanan anın bütününü yakalayamasa da okuru o ana biraz yaklaştırabilir. Bunun için yazarın önce kendi hazır yargılarını gevşetmesi gerekir. Dağı hareketsiz, kuşu sürekli hareketli saydığımızda ikisini de eksik görürüz.
Dikkat, alıştığımız adların ardındaki hayatı fark ettirir.
Yazmak, dinlemeyi ve yeniden öğrenmeyi gerektirir
Şafak için dinlemek, öğrenmenin yanında bazı kabulleri yeniden gözden geçirmeyi de gerektiriyor. Söyleşide anlattığı gibi bir romanı düz bir çizgi üzerinde kurmuyor; farklı kişileri, zamanları ve coğrafyaları birlikte örüyor. Yazarken araştırıyor, düşünüyor, sonra karakterlerinin kendisini şaşırtmasına izin veriyor.
Bu yaklaşım, hayal gücünü başkalarının hayatına yaklaşmanın bir yolu hâline getiriyor. İnsan yalnızca bildiğini anlatmıyor; anlamadığı birine karşı da merak geliştirebiliyor.
Dilin de bir ritmi vardır
İki yazarın dil üzerine konuşması da dikkat çekici.
Şafak, dili içine girip yaşadığı bir alan olarak tarif ediyor: Türkçe, İngilizce ya da başka bir dil, düşüncenin ritmini değiştirebiliyor.
Macfarlane ise kurgu dışı metinlerin bile bir sesi, ahengi olabileceğini hatırlatıyor. Demek ki yazıda yalnızca ne söylediğimiz değil, okurun cümlelerin içinde nasıl ilerlediği de önemli.
Çocuklara yazmayı nasıl öğretmeliyiz?
Yazma sanatı / Söyleşiden eğitim için de bir soru çıkıyor:
Çocuklara yazmayı öğretirken onlara bakmak, dinlemek ve şaşırmak için ne kadar fırsat veriyoruz?
Bir öğrenciden gördüğü ağacı hemen tanımlamasını istemeden önce beş dakika gözlem yapmasını isteyebiliriz. Ne değişiyor, ne duyuyor, hangi soruyu sormak istiyor?
Yazı bazen doğru kelimeyi bulmadan önce, fark edilmemiş bir ayrıntının yanında durmakla başlar.
Şafak ve Macfarlane’in konuşması, yazmanın tek bir yöntemi olmadığını gösteriyor. Kimi yürürken düşünür, kimi kalabalıkta çalışır; kimi deftere, kimi bilgisayara ihtiyaç duyar. Ortak olan, dünyayla bağını canlı tutma çabasıdır. İyi bir yazı okura yalnızca bir düşünce sunmaz. Tanıdık sandığı şeye yeniden bakması için bir kapı aralar.
Kaynak
David Perell, “Elif Shafak and Robert Macfarlane: Two Novelists Have an Epic Conversation,” How I Write, 19 Ağustos 2026.

Tavsiye Edilen Makaleler
Kâğıttan Okumak Beyni Neden Yeniden Şekillendirir
Elle Yazmak – Kalem Beyni Nasıl Besler?
Yapay Zeka ile Yazmak – Yapılan 10 Büyük Hata








