Sınıfta düşünmeyi yönetmek / Öğretmen soruyu soruyor. Daha cümlesi bitmeden birkaç parmak havaya kalkıyor.
“Ben biliyorum öğretmenim!”
Ön sıradaki öğrenci cevabı söylüyor. Öğretmen başını sallıyor, ders devam ediyor. Peki, arka sırada düşüncesini henüz toparlayan çocuk? Sorunun içindeki bir kavrama takılan öğrenci? Cevabı sezdiği hâlde gerekçesini kurmaya çalışan diğeri?
Onların zihninde başlayan çalışma, sınıf çoktan başka bir soruya geçtiği için yarım kalmış olabilir.
Sınıfta düşünmeye yer açmak, yalnızca daha zor sorular sormak değildir. Sorduğumuz soruyla cevap arasında ne yaptığımızla da ilgilidir.
Hız bize neyi gösterir, neyi göstermez?
Sınıfta düşünmeyi yönetmek / Hızlı cevap vermek değerli olabilir. Öğrencinin konuyu iyi bildiğini, sık alıştırma yaptığını veya bilgiyi kolayca hatırladığını gösterebilir.
Ancak tek başına cevabın hızından, düşüncenin derinliğini anlayamayız. Aynı şekilde, sessiz kalan öğrencinin de mutlaka derin düşündüğünü varsayamayız. Sessizlik; düşünme, anlamama, çekinme veya dikkatin başka yerde olması anlamına gelebilir.
Bunu anlamanın yolu öğrenciyi hızına göre etiketlemekten geçmez. Düşüncesini görünür kılacak fırsatlar sunmaktan geçer:
“Bu sonuca nasıl ulaştın?”
Birkaç saniyelik bekleyiş neyi değiştirebilir?
Mary Budd Rowe’un özellikle ilköğretim fen derslerinde yürüttüğü çalışmalar, öğretmenlerin sorudan sonra ve öğrenci cevabından sonra verdikleri duraklamaları incelemiştir. Bekleme sürelerinin yaklaşık üç–beş saniyeye uzatıldığı koşullarda daha uzun cevaplar, daha fazla alternatif açıklama ve öğrenci sorusu gibi olumlu değişimler bildirilmiştir. Kaynak
Bu bulguyu “Her soruda tam beş saniye bekleyin” kuralına dönüştürmemek gerekir. Basit bir hatırlama sorusuyla kanıtları karşılaştırma görevi aynı süreyi gerektirmez. Yaş, dil yeterliği ve öğrencinin destek ihtiyacı da önemlidir.
Asıl hatırlatma şudur: Öğretmen için uzun gelen kısa bir sessizlik, öğrenci için gerekli çalışma zamanı olabilir.
Yalnızca sorudan sonra değil, cevaptan sonra da bekleyin
Bir öğrenci “Bence bitki ışığa yöneldiği için böyle büyümüş” dediğinde hemen değerlendirme yapabiliriz: “Doğru, aferin.”
Bazen ise birkaç saniye beklemek ve “Biraz açar mısın?” demek daha fazlasını ortaya çıkarır. Öğrenci ilk cümlesini tamamlayabilir; başka bir öğrenci ekleme yapabilir.
Rowe’un çalışmaları, bu ikinci duraklamayı da ayrı bir bekleme alanı olarak ele alır. Böylece sınıf konuşması, yalnızca öğretmenin sorup öğrencinin kısa cevap verdiği bir düzenin ötesine geçebilir. Kaynak
İyi soru, düşüncenin hangi kapısını açar?
“Doğru cevap nedir?” sorusunun yanında başka sorulara da ihtiyacımız var:
Amaç |
Sorulabilecek soru |
|---|---|
Gerekçeyi anlamak |
“Bunu düşünmene hangi bilgi yardımcı oldu?” |
Kanıtı değerlendirmek |
“Bu iddiayı destekleyen örnek hangisi?” |
Alternatif üretmek |
“Başka bir açıklama mümkün mü?” |
Düşünceyi sınamak |
“Hangi durumda bu cevap geçerli olmaz?” |
Öğrenmeyi izlemek |
“Başta ne düşünüyordun, şimdi ne değişti?” |
Her sorunun tek bir cevabı olmak zorunda değildir; ancak her cevabın da eşit ölçüde güçlü olduğunu söyleyemeyiz. Öğrenciler, görüşlerini kanıt ve gerekçelerle değerlendirmeyi öğrenmelidir.
Sınıfta hemen uygulanabilecek dört düzenleme
1. Önce herkese düşünme zamanı verin.
“Soruyu soracağım; önce kısa bir süre herkes düşünsün, sonra cevapları dinleyeceğiz” deyin. Böylece hızlı öğrencilerin katılımını korurken diğerlerine de hazırlık alanı açarsınız.
2. Kısa yazma fırsatı sunun.
Öğrencilerden bir cümle, bir çizim veya bir çözüm adımı isteyin. Sözlü cevabını henüz kuramayan çocuk da başlangıç yapabilir.
3. Düşün–eşleş–paylaş düzenini deneyin.
Önce bireysel düşünme, ardından bir arkadaşla karşılaştırma, sonra sınıfla paylaşma… Süreleri görevin güçlüğüne göre ayarlayın. Amaç, konuşmadan önce düşünceyi geliştirebilmektir.
4. Öğrencilerin sorularını da toplayın.
Ders sonunda “Bugün öğrendiğin bir şey” kadar “Hâlâ merak ettiğin bir şey” de yazdırın. Soruları birlikte inceleyin: Hangisi açıklama istiyor, hangisi kanıt arıyor, hangisi yeni bir araştırmaya kapı açıyor?
Ebeveynler evde nasıl destek olabilir?
Sınıfta düşünmeyi yönetmek / Çocuk ödevde duraksadığında cevabı söylemek cazip gelir. Önce “Soruyu kendi cümlenle anlatabilir misin?” diye sorun.
Ardından “Neyi biliyorsun, hangi noktada takıldın?” diyebilirsiniz. Çocuk gerçekten ihtiyaç duyduğunda açıklama ve ipucu verin. Beklemek, çocuğu belirsizlik içinde yalnız bırakmak değildir.
Yemek masasında da küçük bir değişiklik yapılabilir: Çocuk bir görüş söylediğinde hemen onaylamak veya düzeltmek yerine, “Seni böyle düşündüren ne?” diye sorun. Bunu sorguya çeviren bir tonla değil, anlamaya çalışan bir merakla yapın.
Bir sonraki derste kendinize küçük bir gözlem görevi verin: Soruyu sorduktan sonra ne kadar bekliyorsunuz? Kaç farklı öğrencinin gerekçesini duyuyorsunuz? Öğrenciler size kaç gerçek soru sorabiliyor?
Makbul öğrenci için tek bir kalıp aramak yerine, farklı öğrencilerin düşüncelerini geliştirebildiği bir sınıf kurabiliriz. Bazen bunun ilk adımı, sorudan sonra söze hemen girmemektir.
Kaynaklar
- Rowe, M. B. (1972). Wait-Time and Rewards as Instructional Variables: Their Influence on Language, Logic, and Fate Control.
- Rowe, M. B. (1974). Wait-Time and Rewards as Instructional Variables: Part One—Wait-Time. Journal of Research in Science Teaching, 11(2), 81–94.
- Rowe, M. B. (1974). Reflections on Wait-Time: Some Methodological Questions. Journal of Research in Science Teaching, 11(3), 263–279.
Tavsiye Edilen Makaleler
Dikkat Stratejileri – Öğretmenlerin Sınıfta Uygulayabilecekleri Dikkat Rehberi
Sınıfta Yaratıcılık – Yaratıcılığı Eğitimin Bir Parçası Haline Getirin













