Çocuklarda Paralel Oyun / Parkta iki yaşındaki çocuğunuzu izliyorsunuz. Yakınında başka çocuklar var. Fakat gidip onlarla konuşmuyor. Birlikte oyun kurmuyor. Oyuncağını almış, kendi başına oynuyor. Bir başka çocuk yanına geliyor. Ona kısa bir süre bakıyor, sonra tekrar kendi oyununa dönüyor.
Anne babanın zihninde hemen bir soru beliriyor: “Acaba çocuğum yeterince sosyal değil mi?”
Ardından günümüz ebeveynliğinin görünmez baskısı başlıyor.
Daha fazla oyun grubu mu bulmalıyım?
Haftada kaç kez arkadaşlarıyla buluşmalı?
Kreşe daha erken mi göndermeliyim?
Çevresinde sürekli başka çocuklar bulunmazsa sosyal gelişimi geri mi kalır?
Oysa küçük çocukların dünyasına yetişkinlerin arkadaşlık ölçüleriyle baktığımızda önemli bir gelişim gerçeğini gözden kaçırabiliriz:
Çocuk, sosyal olmayı birdenbire öğrenmez. Sosyallik aşama aşama inşa edilir.
Yan Yana Oynamak da Sosyal Gelişimin Bir Parçasıdır
İki küçük çocuk düşünün. İkisinin de önünde oyuncak arabalar var. Biri kırmızı arabasını sürüyor, diğeri mavi arabasıyla oynuyor. Birbirleriyle konuşmuyorlar. Ortak bir hikâye kurmuyorlar. Hatta dışarıdan bakıldığında birbirlerini önemsemiyormuş gibi görünebilirler. Fakat dikkatli izlediğinizde başka şeyler fark edersiniz. Biri diğerinin arabayı nasıl sürdüğüne bakıyor. Öteki arkadaşının çıkardığı sesi taklit ediyor. Biri arabasını kutuya koyunca diğeri de aynısını yapıyor.
Çocuk psikolojisinde bunun önemli karşılıklarından biri paralel oyun (parallel play) kavramıdır.
Çocuklar birlikte oyun kurmaktan çok birbirlerinin yanında oynarlar. Bu bir sosyal gelişim eksikliği değildir. Tam tersine, daha karmaşık sosyal oyunlara giden yolun doğal parçalarından biridir.
Nitekim ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) 30 aylık çocuklar için belirlediği sosyal-duygusal gelişim göstergelerinden biri şöyledir:
“Diğer çocukların yanında oynar ve bazen onlarla oynar.”
Buradaki “yanında” kelimesi önemlidir. Çünkü yetişkinin “birlikte oynamıyorlar” diye gördüğü durum, küçük çocuk açısından öğrenmenin kendisi olabilir.
Çünkü İki Yaşındaki Çocuktan Yetişkin Arkadaşlığı Bekliyoruz
Bir arkadaşlık ilişkisi sandığımızdan çok daha karmaşıktır.
Birlikte oyun oynayabilmek için çocuk giderek şunları öğrenmek zorundadır: Sırasını beklemek.
İsteklerini kelimelerle ifade etmek. Başkasının isteğinin kendisininkinden farklı olabileceğini anlamak. Dürtülerini kontrol etmek. Hayal kırıklığını yönetmek. Oyuncağını paylaşmak ya da dönüşümlü kullanmak. Bir başkasının davranışına göre kendi davranışını değiştirmek.
Bunların hiçbiri bebeğin dünyaya gelirken yanında getirdiği tamamlanmış beceriler değildir.
Dil gelişimi, yürütücü işlevler, duygu düzenleme ve sosyal biliş geliştikçe bunlar da gelişir.
Bu nedenle iki yaşındaki çocuğa bakıp: “Neden arkadaşlarıyla güzel güzel oynamıyor?” diye sormak bazen beş yaşındaki çocuğa: “Neden akıcı biçimde okuyamıyorsun?” diye sormaya benzeyebilir.
Beyin henüz o becerinin altyapısını inşa etmektedir.
Peki Çocuğun İlk ve En Önemli Sosyal İlişkisi Kiminle?
Çocuklarda Paralel Oyun / Çocuğun sosyal gelişimi yalnızca kaç çocukla görüştüğüyle ölçülemez.
Hayatın ilk yıllarında çok önemli başka bir ilişki vardır: Çocuk ile ona bakım veren yetişkin arasındaki ilişki.
Harvard Üniversitesi Center on the Developing Child, erken çocukluk döneminde duyarlı ve karşılıklı yetişkin-çocuk etkileşimlerini “serve and return” kavramıyla açıklıyor.
Tenis maçı gibi düşünün. Çocuk size bakıyor. Servis.
Siz gülümsüyorsunuz. Karşılık.
Çocuk bir nesneyi gösteriyor. Servis.
“Evet, kırmızı araba!” diyorsunuz. Karşılık.
Çocuk ağlıyor. Siz yanına gidiyor, sakinleştiriyorsunuz. Çocuk anlamsız görünen sesler çıkarıyor.
Siz cevap veriyorsunuz.
Bu küçücük karşılaşmalar önemsiz görünse de çocuğun gelişen beyninde iletişim ve sosyal becerilerin temelini oluşturan sinirsel bağlantıların güçlenmesine katkıda bulunuyor. Harvard’ın gelişim araştırmaları, duyarlı ve karşılıklı yetişkin-çocuk ilişkilerinin sağlıklı beyin mimarisinin oluşmasında temel rol oynadığını vurguluyor.
Çocuğun öğrendiği ilk sosyal derslerden bazıları böyle oluşuyor:
“Biri beni görüyor.”
“Ses çıkardığımda biri cevap veriyor.”
“Korktuğumda biri geliyor.”
“Duygularım karşılıksız kalmıyor.”
Ve belki hepsinin altında: “Dünya keşfetmek için yeterince güvenli bir yer.”
Güvenli Bağ, Bağımlılık Değil Bağımsızlık Üretebilir
Burada ilginç bir paradoks vardır.
Bazı ebeveynler çocuğu bağımsızlaştırmak için ondan erken yaşta uzaklaşmak gerektiğini düşünebilir.
Oysa güvenli bir ilişki çocuğun keşfetmesini engellemek zorunda değildir; tam tersine keşif için bir güvenli üs oluşturabilir.
Çocuk gerektiğinde dönebileceği güvenilir bir yetişkin bulunduğunu öğrendikçe çevresini daha rahat araştırabilir.
Bunun gündelik hayattaki karşılığı son derece basittir.
Çocuk parkta sizden uzaklaşır. Kuma gider. Oyuncaklara bakar. Başka bir çocuğu izler. Sonra başını çevirip sizin hâlâ orada olup olmadığını kontrol eder. Sizi görür. Ve oyununa devam eder.
Siz o sırada hiçbir “eğitim etkinliği” yapmıyorsunuzdur. Fakat çocuğun dünyasında çok önemli bir mesaj vardır: “Keşfedebilirim; çünkü dönebileceğim güvenli bir yer var.”
O Hâlde Oyun Grupları Gereksiz mi?
Hayır. Burada sosyal medyadaki mesajı biraz dikkatli yorumlamak gerekiyor.
“Küçük çocuk sürekli akranlarıyla birlikte olmak zorunda değildir” demek, “akran etkileşiminin hiçbir önemi yoktur” demek değildir.
CDC de küçük çocukların park, kütüphane, oyun grubu veya okul öncesi ortamlarında başka çocuklarla oyun fırsatları bulmasını öneriyor; bu deneyimlerin paylaşma ve arkadaşlık gibi sosyal becerilerin gelişmesine katkıda bulunduğunu belirtiyor.
Dolayısıyla iki uçtan da kaçınmalıyız.
Birinci uç: “Çocuğumun her gün sosyal etkinliği olmalı, yoksa geri kalır.”
İkinci uç: “Üç yaşına kadar başka çocuk görmesine gerek yok.”
İkisi de gereksiz derecede keskin.
Çocuğa fırsat sunmak başka şeydir, onu sürekli sosyalleşmeye zorlamak başka şey.
Parkta çocukları seyretmek… Kuzeniyle aynı odada oynamak… Başka bir çocuğun oyuncağını incelemek… Onun yaptığını taklit etmek… Bazen oyuna katılmak… Sonra tekrar tek başına oynamaya dönmek…
Bunların tamamı sosyal öğrenmenin parçaları olabilir.
Çocuğun Takvimini Değil, İlişkilerinin Niteliğini Düşünelim
Çocuklarda Paralel Oyun / Modern ebeveynliğin ilginç yanlarından biri, çocukların hayatını yetişkinlerin ajandasına benzetmeye başlamamız.
Pazartesi oyun grubu.
Salı yüzme.
Çarşamba çocuk atölyesi.
Perşembe arkadaş buluşması.
Cuma başka bir etkinlik…
Sonra da içimiz rahatlıyor:
“Çocuğumu yeterince sosyalleştirdim.”
Oysa gelişim bir etkinlik takvimi değildir.
Çocuğun bazen yapılandırılmamış zamana, kendi oyununa, yetişkini gözlemlemeye, çevresini keşfetmeye ve hatta sıkılmaya da ihtiyacı vardır.
Bir çocuğun sosyal gelişimini yalnızca kaç arkadaşı bulunduğuna bakarak değerlendirmek, bir kitabın kalitesini sayfa sayısıyla ölçmeye benzer.
Sayı bize ilişkinin niteliğini söylemez.
Ne Zaman Dikkat Etmek Gerekir?
Çocuklarda Paralel Oyun / Bütün bunlar her sosyal davranışı “nasıl olsa büyüyünce geçer” diye görmemiz gerektiği anlamına da gelmiyor.
Gelişimsel kilometre taşları kesin sınavlar değildir; çocuklar farklı hızlarda gelişebilir. Ancak ebeveyn çocuğun gelişiminde belirgin bir gerileme fark ediyorsa, daha önce kazandığı becerileri kaybediyorsa veya yaşına uygun iletişim, dil ve sosyal etkileşim davranışları konusunda ciddi kaygıları varsa bunu çocuk doktoruyla paylaşmak gerekir.
CDC de gelişim basamaklarının çocukların nasıl oynadığı, öğrendiği, konuştuğu, davrandığı ve hareket ettiği hakkında önemli ipuçları sunduğunu; bir basamağın karşılanmadığı durumlarda beklemek yerine hekimle görüşmenin uygun olduğunu vurguluyor.
Dolayısıyla amaç ne gereksiz kaygı ne de gelişimsel işaretleri görmezden gelmektir.
Amaç çocuğu kendi gelişim dönemi içinde okuyabilmektir.
Çocuğunuzun “Sosyal Takvimi”nden Önce Şunu Sorun
Belki küçük çocukların sosyal gelişimi hakkında sormamız gereken soru: “Bu hafta kaç çocukla oynadı?” değildir.
Daha temel sorularımız olabilir: Biri onu gerçekten dinliyor mu? Bakışına karşılık veriliyor mu? Merakı takip ediliyor mu? Korktuğunda teselli bulabiliyor mu? Konuştuğunda cevap alıyor mu? Kendi başına keşfetmesine fırsat veriliyor mu? Başka çocukları gözlemleyebileceği doğal ortamlar bulunuyor mu?
Çünkü üç yaşından önce çocuğun ihtiyacı yetişkinlerinkine benzeyen geniş bir arkadaş çevresi oluşturmak değildir.
İhtiyacı; güvenli ilişkiler içinde dünyayı keşfetmek, başkalarını gözlemlemek, taklit etmek, denemek ve sosyal dünyanın kurallarını yavaş yavaş öğrenmektir.
Bugün başka bir çocuğun yanında sessizce oyuncak arabasını süren iki yaşındaki çocuk, yarın onunla bir oyun kurabilir.
Bir süre sonra paylaşmayı öğrenir. Sonra sıra beklemeyi. Sonra arkadaşının üzgün olduğunu fark etmeyi. Daha sonra dostluk kurmayı. Sosyal gelişim bir düğmeye basılarak başlamaz.
Önce yan yana oynarız.
Sonra birbirimize bakarız.
Sonra birbirimizi anlamaya başlarız.
Ve zamanla birlikte oynamayı öğreniriz.
Belki ebeveynliğin en zor taraflarından biri de tam budur:
Çocuğun gelişimini sürekli hızlandırmaya çalışmak yerine, gelişmesine zaman tanıyabilmek.
Tavsiye Edilen Makaleler
Okul Öncesi Çocuklar İçin Beyin Gelişimi – Bu Dönemde Beyin Gelişimi Neden Kritiktir?
Anaokulunda Yaratıcılık Eğitimi – 3-5 Yaş Arası Çocuklarda Yaratıcılık
Çocuk ve Öğrenme – Çocukların Ekran Öncesi Doğal Yoldan Öğrendiği 11 Beceri














