Ustalığın Gizli Formülü / Bir piyanistin parmakları tuşların üzerinde neredeyse düşünmeden hareket ediyor.
Usta bir cerrah, başkasının fark etmediği küçük bir ayrıntıyı saniyeler içinde görüyor.
Bir satranç büyükustası tahtaya birkaç saniye baktığında acemi oyuncunun dakikalarca göremediği örüntüyü fark ediyor.
İyi bir öğretmen sınıfa girdiğinde öğrencilerin yüzlerinden dersin işleyip işlemediğini anlayabiliyor.
Dışarıdan baktığımızda bunlara çoğu zaman tek bir kelimeyle açıklama getiriyoruz:
Yetenek.
“Onda doğuştan var.”
Fakat uzmanlık araştırmaları çok daha ilginç bir ihtimali gösteriyor:
Ustaları diğerlerinden ayıran şey yalnızca ne kadar çalıştıkları değil, nasıl çalıştıklarıdır.
Ve burada ustalığın gizli formülüne yaklaşıyoruz.
1. Tekrar Etmekle Gelişmek Aynı Şey Değildir.
Ustalığın Gizli Formülü / Bir insan bir işi yirmi yıldır yapıyor olabilir. Ama bu, o insanın yirmi yıldır geliştiği anlamına gelmez. Belki ilk beş yılda öğrendiklerini sonraki on beş yıl boyunca tekrarlamıştır.
K. Anders Ericsson’un uzmanlık araştırmalarındaki en önemli tespitlerinden biri budur: deneyim süresi ile gözlemlenebilir performans arasında düşündüğümüz kadar güçlü bir ilişki bulunmayabilir.
Çünkü tekrarın iki türü vardır.
Birincisi: Bildiğini tekrar etmek.
İkincisi: Yapamadığını geliştirmek için tekrar etmek.
Ustalığa götüren daha çok ikincisidir.
Bir piyanist zaten kusursuz çaldığı bölümü yüz defa tekrarlayarak zaman geçirebilir.
Usta olmaya çalışan piyanist ise sürekli hata yaptığı dört ölçüyü seçer.
Yavaşlatır. Çalar. Hatasını görür. Düzeltir. Tekrar çalar. İşte ustalığın ilk sırrı: Pratik, tekrar değildir. Pratik, düzeltilmiş tekrardır.
2. Rahat Olduğunuz Yerde Ustalık Yavaşlar
Ustalığın Gizli Formülü / İnsan zihni doğal olarak rahat ettiği alanda kalmak ister. Bildiklerimizi yapmak hoşumuza gider. Çünkü başarılı hissederiz.
Fakat gelişim açısından küçük bir problem vardır: En rahat olduğumuz yer, çoğu zaman en az öğrendiğimiz yerdir.
Ama bunun tersi de doğru değildir. İnsanı kapasitesinin çok üzerinde bir göreve zorlamak da etkili öğrenme sağlamaz.
İdeal çalışma alanı ikisinin arasındadır: Yapabildiğiniz ile henüz yapamadığınız arasındaki sınır.
Ericsson’un deliberate practice yaklaşımında görevlerin iyi tanımlanmış olması, kişinin mevcut düzeyine uygun zorluk taşıması ve performansın belirli bir bölümünü geliştirmeye yönelik olması önemlidir.
Dolayısıyla ustanın sorusu: “Bugün kaç saat çalıştım?” değil, “Bugün hangi sınırımı biraz ileri taşıdım?” olmalıdır.
3. Ustalığın Yakıtı Geri Bildirimdir
Şimdi çok önemli bir noktaya geliyoruz.
Bir insan yanlış yaptığını bilmiyorsa yanlışını yıllarca tekrar edebilir. Bu yüzden yalnızca pratik yapmak yetmez.
Geri bildirim gerekir.
Ericsson’un tanımladığı bilinçli pratikte öğretmen veya antrenörün kişinin performansındaki belirli eksikliği görmesi, buna uygun çalışma tasarlaması, kişinin geri bildirim alması ve ardından yeniden denemesi merkezi önemdedir.
Süreç aslında basittir:
Dene → Sonucu gör → Hatayı bul → Düzelt → Yeniden dene.
Sonra tekrar:
Dene → Geri bildirim al → Düzelt → Yeniden dene.
Bu döngü yüzlerce, bazen binlerce kez çalışır.
Bu nedenle iyi bir öğretmenin, ustanın, antrenörün veya mentorun değeri yalnızca size yeni bilgi vermesinde değildir. Bazen asıl değeri: Sizin kendinizde göremediğiniz hatayı görmesidir.
4. Ustalar Daha Fazla Şey Görmez; Daha Anlamlı Şeyler Görür
Uzmanlığın en ilginç taraflarından biri zihinde meydana gelen değişimdir.
Acemi ayrıntıları ayrı ayrı görür. Uzman ise örüntüleri görmeye başlar.
Acemi satranç oyuncusu tahtada 32 ayrı taş görürken grand master anlamlı konumlar, tehditler ve olası devam yolları görür.
Acemi doktor belirtileri ayrı ayrı değerlendirirken deneyimli uzman bunların oluşturduğu klinik tabloyu tanıyabilir.
Yeni öğretmen: “Ahmet konuşuyor, Ayşe dalgın, Mehmet defterini açmadı.” diye düşünür.
Usta öğretmen: “Sınıfın dikkati düşüyor; öğretim yöntemini değiştirmeliyim.” diye düşünür.
Uzmanlık geliştikçe zihnimizde alanımıza özgü daha zengin zihinsel temsiller oluşur. Ericsson’un sonraki çalışmalarında da bu zihinsel temsiller uzman performansının önemli unsurlarından biri olarak ele alınmıştır.
Başka bir ifadeyle:
Ustalık yalnızca elin hızlanması değildir; gözün neye bakacağını öğrenmesidir.
5. Peki Meşhur 10.000 Saat Kuralı?
Burada popüler kültürün en sevdiği formüle geliyoruz: 10.000 saat.
Fikir özellikle Malcolm Gladwell’in Outliers kitabıyla dünyaya yayıldı.
Mesaj zamanla şuna dönüştü:
Bir işi 10.000 saat yaparsanız uzman olursunuz.
Fakat bilim bize bu kadar mekanik bir formül vermiyor.
Ericsson ve arkadaşlarının 1993’teki klasik çalışması, üstün performans ile yıllara yayılan yoğun ve amaçlı pratik arasında güçlü bir ilişki kurmuştu. Fakat “herkes tam 10.000 saat çalışırsa usta olur” biçiminde evrensel bir yasa ortaya koymamıştı.
Daha sonra yapılan büyük bir meta-analiz daha da öğretici bir sonuç verdi.
Bilinçli pratik performanstaki farklılıkların yaklaşık olarak: oyunlarda %26’sını, müzikte %21’ini, sporda %18’ini, eğitimde %4’ünü ve mesleklerde %1’den azını açıklıyordu.
Bu rakamlar pratiğin önemsiz olduğunu göstermiyor. Tam tersine; bize daha olgun bir şey söylüyor: Ustalık tek değişkenli bir denklem değildir.
Başlangıç kapasitesi, yaş, motivasyon, öğretimin niteliği, fiziksel özellikler, fırsatlar, çalışma ortamı, geri bildirim, kişinin başladığı yaş ve başka bireysel farklılıklar da devrededir.
Bu yüzden: 10.000 saat = ustalık değil,
Doğru pratik + geri bildirim + zaman + uygun koşullar + bireysel özellikler = ustalaşma ihtimali
demek daha bilimsel olur.
6. Ustalığın Gizli Formülü: Hatanızı Sistematik Olarak Küçültmek
Bütün bunları bir araya getirdiğimizde ustalık hakkında farklı bir tablo ortaya çıkıyor.
Acemi hata yapar.
İyi olan kişi hatasını fark eder.
Çok iyi olan kişi hatasını düzeltir.
Usta ise hatalarını bulabileceği sistemler kurar.
Müzisyen kaydını dinler.
Sporcu videosunu izler.
Yazar metnini yeniden okur.
Cerrah sonuçlarını takip eder.
Satranç oyuncusu kaybettiği oyunu analiz eder.
Öğretmen öğrencilerinin öğrenip öğrenmediğini ölçer.
Çünkü gelişimin en değerli sorusu: “Neyi doğru yaptım?” kadar, “Nerede yanıldım ve bir sonraki denemede neyi değiştireceğim?” sorusudur.
Bu yüzden ustalığın formülünü tek satıra indirmek gerekirse ben şöyle yazardım:
USTALIK = AMAÇLI PRATİK × GERİ BİLDİRİM × DÜZELTME × ZAMAN
Buradaki çarpma işareti özellikle önemli. Çünkü yalnızca zaman yetmez. Yalnızca tekrar yetmez. Yalnızca yetenek de yetmez.
Tekrarın arasında düzeltme yoksa insan yaptığı hatada da ustalaşabilir.
Usta Olmak, Öğrenmeye Devam Edebilmektir
Ustalığın garip bir paradoksu vardır.
Acemi kendisinden şüphe eder.
Biraz öğrenen kişi kendine güvenmeye başlar.
Gerçek usta ise ne kadar çok şey bilmediğini giderek daha iyi görür.
Belki de bu yüzden ustalık bir varış noktası değildir.
Bir öğrenme biçimidir. Her gün biraz daha zor bir probleme yaklaşmak… Kendi hatasını görebilmek… Geri bildirime direnmemek… Yapamadığını çalışmak… Başarısız denemeyi bilgiye dönüştürmek… Ve dün yaptığından biraz daha iyisini yapmaya çalışmak.
O hâlde çocuklarımıza, öğrencilerimize ve çalışanlarımıza sürekli: “Daha çok çalış.” demek yerine belki başka bir şey öğretmeliyiz:
“Daha akıllıca çalış. Hatanı bul. Geri bildirim al. Düzelt ve tekrar dene.”
Çünkü ustalık, aynı şeyi binlerce kez yapmak değildir. Aynı şeyi her seferinde biraz daha iyi yapmayı öğrenmektir.
Tavsiye Edilen Makaleler
10 Bin Saat Kuralı Nedir? Başarılı Olmak İçin Bilinmesi Gerekenler!
20 Saat Kuralı – Yeni Bir Beceriyi Öğrenmenin İlk Etkili Saatleri











