Neden Soru Sorarız? İnsan, yalnızca cevap veren değil, soru soran bir varlıktır. Çocukken arka arkaya “Neden?” diye sorarız: Gökyüzü neden mavi? Aynalar ne renktir? Gölgenin ağırlığı var mıdır? Büyüdükçe cevaplarımız çoğalır; fakat çoğu zaman sorularımız azalır. Michael “Vsauce” Stevens, “Why Do We Ask Questions?” başlıklı TEDxVienna konuşmasında öğrenmenin cevaptan değil, merakı harekete geçiren iyi bir sorudan başladığını gösteriyor.
“Neden?” Sorusunun Sonu Yoktur
Stevens konuşmasına kelime oyunlarıyla başlar ve her açıklamanın ardından yeniden “Neden?” diye sorar. Çocukların sıkça oynadığı bu “neden oyunu”, yetişkinler için yorucu olabilir. Fakat düşünmenin sınırlarını da açar.
Bir gün evrendeki bütün fiziksel olayları tek bir denklemle açıklayabildiğimizi düşünelim. Yine de “Neden bu denklem?”, “Evren neden başka türlü işlemiyor?” diye sorabiliriz. Her cevap, arkasında yeni bir bilinmeyen bırakır. Bu nedenle soru sormak bilgisizliğin işareti değil, bilginin henüz tamamlanmadığını fark etme yeteneğidir.
Stevens’ın Vsauce kanalında ele aldığı “Bir gölge ne kadar ağırdır?”, “Aynanın rengi nedir?” veya “Bazı şeyler neden ürkütücüdür?” gibi sorular ilk bakışta tuhaf görünebilir. Fakat bu sorular insanı fizik, optik, matematik, dil ve psikolojiye götüren giriş kapılarıdır. Burada önemli olan yalnızca nihai cevaba ulaşmak değil, soru aracılığıyla keşfedilen düşünce yollarıdır. TEDxVienna konuşması
Her Şey İlgi Çekici Hâle Getirilebilir
Stevens gençliğinde katıldığı bir konuşma yarışmasında ketçabı anlatır. Ketçabın tarihinden adının kökenine, hukuki durumundan akışkanlık fiziğine kadar farklı yönlerini araştırır ve yarışmada birinci olur. Bu deneyim ona iki şey öğretir: İnsanlar iyi açıklamaları sever ve yeterince yakından bakıldığında her konu ilgi çekici hâle gelebilir.
Önemli olan, anlatılan bilgiyle insanın zaten önemsediği bir şey arasında bağlantı kurmaktır. Örneğin gökyüzünün mavi olmasını umursamayan biri, mavi gözlerin de benzer bir ışık saçılması nedeniyle mavi göründüğünü öğrendiğinde konuya ilgi duyabilir. Böylece bir soru başka bir soruyu, bir bilgi başka bir merakı doğurur.
İyi bir eğitimci, öğrenciyi bilginin karşısına zorla oturtmaz; onun merakını yakalayacak bağlantıyı bulur. Harold Edgerton’un eğitimle ilgili yaklaşımında olduğu gibi, insan bazen öğrenmeye öylesine kapılır ki öğrendiğini ancak süreç başladıktan sonra fark eder. Stevens’ın başarısı da bilimi bir görev gibi değil, çözülmeyi bekleyen bir bilmece gibi sunmasından kaynaklanır.
Sorular Kimliğimizi de Gösterir
İnsanlar bilgiyi yalnızca yararlı olduğu için edinmez. Bildiklerimiz, ilgilerimiz ve başkalarıyla paylaştığımız içerikler kim olduğumuzu da gösterir. Bir kişi bir bilim videosunu paylaşırken aslında “Ben buna ilgi duyuyorum; dünyaya böyle bakıyorum” demektedir.
Bu nedenle eğitim yalnızca öğrenciye bilgi vermemeli, onun kendisini bilgi aracılığıyla ifade edebileceği alanlar açmalıdır. Öğrencinin ilgisini çekmeyen bir bilgiyi zorla aktarmak yerine, o bilginin onun hayatındaki karşılığını bulmak gerekir. Stevens’a göre ilgilenebileceğimiz şeylerin sınırı yoktur; yeter ki doğru bağlantı kurulabilsin.
Soru Sormak İnsana Özgü Olabilir mi?
Stevens konuşmasının en dikkat çekici bölümünde, soru sormanın insana özgü olabileceğini belirtir. İşaret dili öğretilen bazı insansı maymunlar karmaşık sorulara cevap verebilmiş, duygu ve isteklerini aktarabilmiştir. Buna karşılık kendiliğinden bilgi istemeye yönelik soru sordukları açık biçimde gösterilememiştir.
Soru sormak, karşımızdakinin bizim bilmediğimiz bir şeyi bildiğini kabul etmeyi gerektirir. Yani soru, yalnızca meraktan değil, başka zihinlerin farklı bilgilere sahip olduğunu fark etmekten doğar. Bu bakımdan her gerçek soru, aynı zamanda zihinsel bir alçak gönüllülük taşır: “Ben bilmiyorum; fakat sen biliyor olabilirsin.”
Sonuç: Öğrenmenin Kapısı Sorudur
İnsan soru sorar; çünkü keşfetmek haz verir, bilmek kimliğini geliştirir ve başkalarının bilgisinden yararlanabileceğini fark eder. Richard Feynman’ın ifadesiyle keşfetmenin kendine özgü bir hazzı vardır. Fakat bu haz herkes için aynı yerde bulunmaz. İyi öğretmenin görevi, öğrencinin merakının nerede başladığını keşfetmektir.
Cevap bilgiyi geçici olarak tamamlar; soru ise düşünceyi yeniden harekete geçirir. Bu nedenle eğitimin en önemli hedeflerinden biri, çok cevap bilen fakat soru sormayan insanlar yetiştirmek değil; bilginin sınırlarını görebilen, merak eden ve “Neden?” demekten vazgeçmeyen insanlar yetiştirmektir.
Kaynakça
Stevens, M. (2013, November 2). Why do we ask questions? [Video]. TEDxVienna. YouTube
The Singju Post. (2016, January 7). Why do we ask questions? By Michael “Vsauce” Stevens—Transcript. Konuşma metni
Tavsiye Edilen Makaleler
Doğru Soruyu Sormak – Yapay Zekâ Çağının En Popüler Sermayesi
5N1K Nedir? Doğru Sorular Soramayan, Doğru Cevaplara Ulaşamaz











