Zihin, Beden ve Beslenme – İnsan çoğu zaman yediğini “bedeni ilgilendiren bir mesele” sanır. Oysa modern nörobilim ve psikoloji bize şunu söylüyor:
Yediğimiz şey sadece mideye değil, zihne de gider.
Hatta bazen önce zihne uğrar, sonra mideye.
Michelle Gunderson’un “Mindful Eating and the Gut-Brain Connection” başlıklı çalışması, bu hakikati bilimsel bir çerçevede ele alırken; beslenmenin yalnızca kalori, vitamin ya da diyet listesi meselesi olmadığını, zihin–beden bütünlüğünün en görünür alanlarından biri olduğunu ortaya koyar.
Zihin, Beden ve Beslenme ilişkisini esas alan bu makale, Gunderson’un bulgularını esas alarak, beslenme üzerinden zihin–beden ilişkisini eğitsel, farkındalık temelli ve anlam merkezli bir perspektifle ele almayı amaçlamaktadır.
1. Zihin-Beden Ayrımı mı, Zihin-Beden Sürekliliği mi?
Klasik düşüncede zihin ve beden çoğu zaman iki ayrı alan gibi ele alınmıştır:
-
Beden yer,
-
Zihin düşünür.
Oysa çağdaş psikoloji ve nörobilim, bu ayrımın işlevsel olmadığını göstermektedir. Gunderson’un çalışmasında vurguladığı temel kavramlardan biri “gut-brain connection”, yani bağırsak–beyin eksenidir.
Bu eksen bize şunu söyler:
-
Beyin yalnızca düşünmez, dinler.
-
Bağırsak yalnızca sindirmez, haber verir.
Bağırsaklarda bulunan enterik sinir sistemi, serotonin gibi nörotransmitterlerin büyük bir kısmını üretir. Bu da demektir ki:
Beslenme biçimi, duygudurumun sessiz mimarlarından biridir.
2. Farkındalıklı Beslenme: Diyet Değil, Dikkat Eğitimi
Gunderson’un makalesinin merkezinde yer alan kavram “mindful eating” tir. Bu kavram, popüler kültürdeki hızlı “sağlıklı beslenme” söylemlerinden farklıdır.
Farkındalıklı beslenme şunu önerir:
-
Ne yediğinin farkında olmak,
-
Neden yediğini ayırt edebilmek,
-
Açlık ile alışkanlığı birbirinden ayırmak.
Bu noktada beslenme, bir irade eğitimi alanına dönüşür. Çünkü kişi artık:
-
Otomatik davranmaz,
-
Tepki vermez,
-
Seçim yapar.
Bu durum, zihin–beden ilişkisinde kritik bir eşiktir:
İrade, en gündelik fiillerde eğitilir.
3. Bağırsak–Beyin Ekseni ve Duygusal Yeme Döngüsü
Gunderson’un çalışması, duygusal yeme davranışlarının nörobiyolojik temellerine de işaret eder. Stres, kaygı ve dikkat dağınıklığı durumlarında:
-
Beyin hızlı haz arar,
-
Sindirim sistemi buna eşlik eder,
-
Kısır bir döngü oluşur.
Bu döngüde kişi:
-
Tok olduğu hâlde yer,
-
Yedikten sonra suçluluk hisseder,
-
Zihinsel yorgunluk artar.
Farkındalıklı beslenme, bu döngüyü bilinç eşiğinde yakalamayı hedefler. Yani mesele iradeyi zorlamak değil, farkındalığı derinleştirmektir.
4. Pedagojik Açıdan Beslenme: Davranıştan Anlama
Senin sisteminde önemli olan bir nokta da şudur:
Bilgi davranışa değil, anlamaya yaslanmalıdır.
Beslenme eğitimi de bu açıdan ele alındığında:
-
Yasak listeleri üretmez,
-
Suçluluk dili kurmaz,
-
İnsanı bedenine yabancılaştırmaz.
Aksine şunu öğretir:
-
Bedeni dinlemeyi,
-
Zihinsel sinyalleri ayırt etmeyi,
-
Yeme eylemini bir “farkındalık pratiği”ne dönüştürmeyi.
Bu yaklaşım, özellikle eğitim ortamlarında ve rehabilitatif süreçlerde, beslenmeyi ahlâkî bir baskı alanı olmaktan çıkarıp, bilinç geliştirici bir süreç hâline getirir.
Sonuç: Sofrada Başlayan Zihin Eğitimi
Gunderson’un çalışması bize şunu açıkça göstermektedir:
Beslenme, zihin–beden ilişkisinin en somut laboratuvarıdır.
İnsan günde birkaç kez:
-
Dikkatini,
-
İradesini,
-
Farkındalığını
sofraya koyar.
Bu nedenle beslenme, yalnızca sağlık politikalarının değil;
eğitim, psikoloji ve insan tasarımı tartışmalarının da merkezinde yer almalıdır.
Çünkü:
Zihin bazen en çok, sessizce yediğimiz şeylerden etkilenir.
Kaynak
Gunderson, Michelle. “Mindful Eating and the Gut-Brain Connection.” Frontiers in Psychology, 2022, 13: 899233.











