Felsefi Kitaplar / Bazı kitaplar yalnızca okunmaz. İnsanın dünyaya bakışını değiştirir. Nasıl düşünmemiz, nasıl yaşamamız ve gördüklerimizi nasıl anlamlandırmamız gerektiği konusunda zihnimizde yeni kapılar açar.
- Adalet nedir?
- İyi bir hayat nasıl yaşanır?
- Gerçekten neyi kontrol edebiliriz?
- Özgür olmak ne demektir?
- Ahlakın kaynağı nedir?
- Hayatın bize verilmiş hazır bir anlamı yoksa ne yapacağız?
Descartes’tan Spinoza’ya, Platon’dan Marcus Aurelius’a, Nietzsche’den Camus’ya uzanan bu on kitabın ortak bir özelliği var: Size yalnızca cevap vermiyorlar; okuduktan sonra eskisi kadar kolay cevap veremeyeceğiniz sorular bırakıyorlar.
Okunması Gereken Kitaplar / Belki de felsefenin asıl gücü burada. Çünkü bazen insanı değiştiren şey yeni bir cevap bulması değil, artık eski cevaplarla yetinememesidir.
1. Yöntem Üzerine Konuşma — René Descartes
Künye: René Descartes | Özgün adı: Discours de la méthode | İlk yayın: 1637 | Felsefi gelenek: Rasyonalizm
Descartes’ın temel problemi basit ama sarsıcıdır: Doğru olduğunu düşündüğümüz şeylerin gerçekten doğru olduğunu nereden biliyoruz? Bunun için düşünceyi adeta temizleyerek işe başlar. Şüphe edilebilecek şeylerden şüphe eder; karmaşık problemleri parçalara ayırmayı, basitten karmaşığa ilerlemeyi ve sonuçları yeniden kontrol etmeyi önerir.
Kitabın önemi yalnızca meşhur “Düşünüyorum, öyleyse varım” düşüncesinden gelmez. Descartes aslında okuyucuya bir zihinsel disiplin kazandırmaya çalışır: Bir fikre herkes inanıyor diye inanma; önce sorgula. Bugünün bilgi bombardımanı düşünüldüğünde yaklaşık dört yüz yıllık bu metin şaşırtıcı biçimde günceldir.
Kitabın bıraktığı soru: Doğru bildiklerimin ne kadarını gerçekten sorguladım?
2. Ethica — Baruch Spinoza
Künye: Baruch Spinoza | Özgün adı: Ethica Ordine Geometrico Demonstrata | İlk yayın: 1677, ölümünden sonra | Felsefi gelenek: Rasyonalizm
Ethica kolay bir kitap değildir. Spinoza kitabını tanımlar, aksiyomlar, önermeler ve kanıtlarla neredeyse geometrik bir sistem şeklinde kurar. Tanrı, doğa, insan zihni, duygular, özgürlük ve mutluluk aynı büyük sistemin parçaları hâline gelir. Eser beş bölümde Tanrı’dan zihne, duygulardan insanın tutkular karşısındaki durumuna ve nihayet özgürlüğe uzanır.
Spinoza’nın en çarpıcı fikirlerinden biri özgürlük anlayışıdır. İnsan yalnızca “istediğini yapmakla” özgür olmaz. Bizi yöneten tutkuları ve onların nedenlerini anlamak özgürlüğün önemli bir parçasıdır. Öfkemizin, korkumuzun veya kıskançlığımızın nedenlerini anladığımız ölçüde onların pasif taşıyıcısı olmaktan çıkmaya başlarız.
Kitabın bıraktığı soru: Kararlarımı gerçekten ben mi veriyorum, yoksa farkında olmadığım nedenler mi beni yönetiyor?
3. Kendime Düşünceler — Marcus Aurelius
Künye: Marcus Aurelius | Özgün adı geleneksel olarak Meditations diye bilinir | MS 2. yüzyıl | Felsefi gelenek: Stoacılık
Dünyanın en güçlü insanlarından biri düşünün: Roma İmparatoru. Savaşlar, salgınlar, siyasi sorunlar ve ölüm sürekli çevresinde. Marcus Aurelius geceleri oturuyor ve başkalarına değil, kendisine yazıyor.
Bu nedenle Kendime Düşünceler klasik anlamda okuyucu için hazırlanmış sistematik bir felsefe kitabından çok bir insanın kendisini eğitme defteridir. Marcus kendisine sürekli şunu hatırlatır: Dışarıdaki her şeyi yönetemezsin; ama olayları nasıl değerlendireceğin ve nasıl davranacağın konusunda sorumluluğun vardır. Modern kişisel gelişim kitaplarında rastladığımız birçok düşüncenin iki bin yıllık köklerini burada görmek mümkündür. Eserin Stoacı yaşam pratiğini yansıtan kişisel notlar olduğu konusunda araştırmacılar büyük ölçüde hemfikirdir.
Kitabın bıraktığı soru: Değiştiremeyeceğim şeylerle savaşarak ne kadar enerji kaybediyorum?
4. Ahlak Mektupları — Seneca
Künye: Lucius Annaeus Seneca | Özgün adı: Epistulae Morales ad Lucilium | Yaklaşık MS 62–65 | Felsefi gelenek: Stoacılık
Seneca’nın Lucilius’a yazdığı mektuplar yaklaşık iki bin yıl önce kaleme alınmış olmasına rağmen şaşırtıcı biçimde bugünün insanına seslenir. Zamanı nasıl kullandığımızdan dostluğa, servetten ölüme, korkudan öfkeye kadar günlük hayatın temel meselelerini konuşur. Araştırmacılar bu mektupları Seneca’nın hayatının son dönemine, yaklaşık MS 62–65 arasına tarihlendiriyor.
Seneca için felsefe yalnızca tartışılacak bir düşünce sistemi değildir; yaşama sanatıdır. Ne kadar paranız olduğundan çok ona ne kadar bağımlı olduğunuz, kaç yıl yaşadığınızdan çok o yılları nasıl kullandığınız önemlidir. Bu nedenle Seneca’yı okurken antik bir filozofu değil, zaman zaman karşınızda oturup hayatınızı sorgulayan sert ama bilge bir dostu dinliyormuş gibi hissedersiniz.
Kitabın bıraktığı soru: Hayatım kısa mı, yoksa bana verilen zamanı mı harcıyorum?
5. Korku ve Titreme — Søren Kierkegaard
Künye: Søren Kierkegaard | Özgün adı: Frygt og Bæven | İlk yayın: 1843 | Johannes de silentio takma adıyla | Felsefi gelenek: Varoluşçu düşüncenin öncülleri
Kierkegaard bizi Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmesi anlatısının karşısına çıkarır. Fakat amacı kıssayı tekrar anlatmak değildir. Çok daha zor bir sorunun peşindedir: İman ile evrensel ahlak arasında bir çatışma ortaya çıktığında ne olur?
Korku ve Titreme, iman, etik, kaygı, bireysel sorumluluk ve paradoks üzerine rahatsız edici bir düşünme deneyimidir. Kierkegaard’ın Johannes de silentio adıyla yayımladığı eser, Tekvin 22’deki İbrahim–İshak anlatısını etik görev ile iman arasındaki gerilim üzerinden inceler. Okuyucuyu rahatlatmamasının nedeni de budur: Bazı varoluşsal soruların kolay ve genel geçer cevapları olmayabileceğini hissettirir.
Kitabın bıraktığı soru: İnandığım şey uğruna ne kadar ileri gidebilirim ve bunun sınırını ne belirler?
6. Varoluşçuluk — Jean-Paul Sartre
Künye: Jean-Paul Sartre | Özgün adı: L’existentialisme est un humanisme | Konferans: 1945 | Kitap olarak yayın: 1946 | Felsefi gelenek: Varoluşçuluk
Sartre’ın çıkış noktası insanı hem özgürleştiren hem de ürküten bir düşüncedir: “Varoluş özden önce gelir.” Yani insan dünyaya önceden tamamlanmış bir kimlikle gelmez; seçimleri ve eylemleriyle kendisini oluşturur. Eser, Sartre’ın 1945’te verdiği bir konferansa dayanır ve 1946’da yayımlanmıştır.
İlk bakışta bu olağanüstü bir özgürlük gibi görünür. Fakat Sartre hemen bedelini gösterir: Özgürlük aynı zamanda sorumluluktur. “Ben böyle yaratılmışım”, “şartlar beni buna zorladı” veya “herkes böyle yapıyor” diyerek bütün sorumluluğu dışarıya bırakamayız. Yaptığımız seçimlerle yalnızca bir davranışı değil, nasıl biri olduğumuzu da şekillendiririz.
Kitabın bıraktığı soru: Bugün olduğum insanın ne kadarı seçimlerimin sonucudur?
7. Devlet — Platon

Künye: Platon | Özgün adı: Politeia | MÖ 4. yüzyıl | Tür: Felsefi diyalog | Ana alanlar: Etik, siyaset felsefesi, epistemoloji
“Adalet nedir?”
Platon’un Devlet‘i bu sorudan hareket eder; fakat kısa sürede çok daha büyük sorulara ulaşır. Adil insan kimdir? Adil toplum nasıl kurulur? Devleti kim yönetmelidir? Eğitim nasıl olmalıdır? Bilgi ile kanaat arasındaki fark nedir?
Kitap yalnızca bir siyaset teorisi değildir. Platon şehir ile insan ruhu arasında paralellik kurarak adaleti hem toplumsal hem bireysel düzlemde araştırır. Ünlü mağara alegorisi de burada karşımıza çıkar: İnsan gördüğünün gerçekliğin tamamı olduğunu sanabilir. Devletin merkezinde adaletin ne olduğu ve neden adil yaşamanın daha iyi olduğu sorusu bulunur.
Kitabın bıraktığı soru: Gördüğüm şey gerçek mi, yoksa mağaranın duvarındaki gölge mi?
8. El Kitabı — Epiktetos
Künye: Epiktetos | Özgün adı: Encheiridion | MS 2. yüzyıl başları | Epiktetos’un öğretilerini öğrencisi Arrian derlemiştir | Felsefi gelenek: Stoacılık
Kısadır. Sadedir. Fakat birkaç sayfada insanın hayatla ilişkisini değiştirebilecek kadar güçlü bir ayrım yapar:
Bazı şeyler bize bağlıdır, bazı şeyler değildir.
Düşüncelerimiz, yargılarımız ve tepkilerimiz üzerinde belirli bir söz hakkımız vardır. Başkalarının bizim hakkımızdaki düşünceleri, geçmiş, hastalık, ölüm ve dış dünyadaki birçok olay ise bütünüyle kontrolümüzde değildir. Encheiridion, Epiktetos’un daha uzun Söylevlerinin kısa bir özeti niteliğindedir.
Epiktetos’un öğretisi pasiflik değildir. Tam tersine, enerjiyi müdahale edebileceğimiz yere yönlendirme disiplinidir. Belki de günümüzün kaygılı insanının bu kitaptan öğreneceği en önemli şey budur.
Kitabın bıraktığı soru: Bugün beni üzen şeylerin kaçı gerçekten benim kontrolümde?
9. İyinin ve Kötünün Ötesinde — Friedrich Nietzsche
Künye: Friedrich Nietzsche | Özgün adı: Jenseits von Gut und Böse | İlk yayın: 1886 | Alt başlık: Geleceğin Felsefesine Giriş
Nietzsche okuyucuya neyin iyi, neyin kötü olduğunu söylemekten çok daha rahatsız edici bir şey yapar:
“İyi” ve “kötü” dediğiniz değerlerin nereden geldiğini sorun, der.
Ahlaki değerlerin, felsefi sistemlerin ve “apaçık gerçek” kabul ettiğimiz düşüncelerin arkasındaki varsayımları kurcalar. Filozofların bile tamamen tarafsız olmadığını; düşüncelerinin kişilikleri, dürtüleri ve değer tercihleriyle ilişkili olabileceğini düşündürür.
1886’da yayımlanan eser Nietzsche’nin yerleşik felsefi varsayımlara yönelik en güçlü saldırılarından biridir; geleceğin filozofunda özgünlük ve değer yaratma kapasitesini öne çıkarır. Bu yüzden Nietzsche’yi okumak rahatlatıcı olmaktan çok sarsıcıdır. Okuyucu kitabı kapattığında yalnızca Nietzsche’yi değil, kendi değerlerinin kökenini de sorgulamaya başlar.
Kitabın bıraktığı soru: İyi ve kötü dediğim şeyleri gerçekten ben mi seçtim, yoksa bana mı öğretildi?
10. Sisifos Söyleni — Albert Camus
Künye: Albert Camus | Özgün adı: Le Mythe de Sisyphe | İlk yayın: 1942 | Tür: Felsefi deneme | Temel kavram: Absürd
Camus insan hayatının en sert sorularından biriyle başlar: Eğer evren bize hazır bir anlam vermiyorsa, yaşamaya neden devam edelim?
İnsan anlam arar. Evren ise sessizdir. Camus’nün “absürd” dediği gerilim bu karşılaşmada ortaya çıkar. Sisifos bunun sembolüdür: Kayayı dağın tepesine çıkarır; kaya tekrar aşağı yuvarlanır ve Sisifos yeniden başlar. Camus’nün eseri 1942’de yayımlandı ve anlamsızlık karşısında yaşamdan vazgeçmek yerine bilinçli biçimde yaşamayı, başkaldırıyı ve hayatı üstlenmeyi savundu.
Camus’ün gücü kolay bir teselli sunmamasındadır. Hayatın mutlaka dışarıdan verilmiş hazır bir anlamı olması gerektiğini kabul etmez. Buna rağmen insanın yaşayabileceğini, seçebileceğini ve kendi hayatını üstlenebileceğini düşünür.
Kitabın bıraktığı soru: Hayatın hazır bir anlamı yoksa, ona nasıl bir anlam vereceğim?
On Kitap, On Soru, Bir Hayat
Felsefi Kitaplar / Bu kitapları yan yana koyduğumuzda yaklaşık iki bin dört yüz yıllık bir düşünce yolculuğu ortaya çıkıyor.
Platon soruyor: Adalet nedir?
Epiktetos: Neyi kontrol edebilirim?
Seneca: Zamanımı nasıl kullanmalıyım?
Descartes: Neyin doğru olduğunu nasıl bilebilirim?
Spinoza: Beni yöneten duyguları ve nedenleri anlayabilir miyim?
Kierkegaard: İman ile aklın sınırında ne olur?
Nietzsche: Değerlerimin kaynağı nedir?
Sartre: Özgürlüğümün sorumluluğunu alabilecek miyim?
Marcus Aurelius: Kontrol edemediğim şeylerle nasıl yaşayacağım?
Camus ise son soruyu masaya bırakıyor: Bütün bunların hazır bir anlamı yoksa yine de nasıl yaşayacağım?
Belki bu kitapların asıl değeri cevaplarında değildir.
Çünkü Platon’un cevabını kabul etmek zorunda değilsiniz. Nietzsche’ye itiraz edebilirsiniz. Sartre sizi ikna etmeyebilir. Stoacılığı fazla sert bulabilirsiniz. Spinoza’yı anlamakta zorlanabilirsiniz. Camus’nün vardığı yere hiç varmayabilirsiniz. Ama iyi bir felsefe kitabının yaptığı tam da budur: Size ne düşüneceğinizi söylemekten çok, nasıl düşündüğünüzü fark ettirir.
Bu nedenle listeyi yalnızca “okunması gereken 10 kitap” olarak görmeyin.
Okuduklarınızı işaretleyin. Okumadıklarınızdan birini seçin.
Fakat kitabı bitirdiğinizde kendinize yalnızca “Bu kitap ne anlatıyor?” diye sormayın.
Bir soru daha sorun “Bu kitabı okumadan önce düşündüğüm hangi şeyi artık eskisi kadar kolay düşünemiyorum?”
Çünkü bazen büyük bir kitabın insan üzerinde bıraktığı en önemli iz yeni bir cevap değildir.
Eski cevaplarımızı artık yetersiz bulmaya başlamamızdır.
Tavsiye Edilen Makaleler
Zihinsel Dayanıklılık Kitapları – Zor Şeyleri Yapmak İçin Beyninizi Eğitin
Beyni Anlama Kitapları – Okunması Gereken 5 Temel Nörobilim Kitabı
Zihinsel Dayanıklılık Kitapları – Zor Şeyleri Yapmak İçin Beyninizi Eğitin







