Depresyona karşı omega-3 – Sizin de çevrenizde var mı bilmiyorum ama ben çok sayıda depresyondan muzdarip hasta görüyorum. Bu insanlar sokakta, otobüste, metroda, aynı apartmanda, hatta kapı komşumuz bile olabilir. Bu korkunç yükseliş, tüm Batı dünyasında meydana gelen büyüyen depresyon salgısının bir yansımasıdır.
Depresyonun teşhis edilmesi genellikle zordur, çünkü bireysel semptomlar genellikle başka birçok şeye işaret eder.
Psikiyatristler sıklıkla beyindeki kimyasal dengesizlikler hakkında konuşuyorlar; sanki doğru dengenin ne olması gerektiğini gerçekten biliyorlar! Aslında, tahmin ediyorlar demek daha doğru olur.
Hafta içi her gün agresif bir işverenle nefret ettiğiniz bir işte çalışmak depresyon için iyi sebeplerden biri değil midir? Ya da büyük şehir hayatında iki saatlik ayakta geçen bir yolculuktan sonra hissedebileceğiniz öfkeden kaynaklanan stresin gerçek etkisini hesaplamak zordur.
Psikiyatristin yanıtı her zaman aynıdır; bağımlılık yapan Big Pharma opiat veya Xanax, Ativan ve Klonopin gibi bir benzodiazepin için bir reçete yazıldı mı, tamam sayılıyor; sonrası ise “uyuşması” gereken bir sonraki hastaya bakmaktır.
Dünyada Antidepresan Kullanım Oranları: Tam Bir Vahamet!
Depresyona karşı omega-3 – 145 ülkede 154 bin kişi baz alınarak hazırlanan 2018 Gallup Küresel Duygu Raporu’na göre, 2017 yılı insanlar için en kötü sene olarak kayıtlara geçti. 2009 ve 2013 yılları arasında antidepresan tüketim miktarı ise yaklaşık 2 kat artarak 37 milyon 867 bin 254’e ulaştı. 2016’nın ilk 9 ayında ise 33 milyon 638 bin 916 kutu antidepresan tüketildi.
Ya Türkiye?
Sağlık Bakanlığı’nın verileri, 2020’ye kadarki 11 yılda antidepresan kullanım miktarının yaklaşık yüzde 70 arttığını gösteriyor.
Bakanlığın, 2020 yılına ait son sağlık istatistiklerine göre, 2009 yılında 1000 kişi başına günlük 29 antideprasan ilacı düşerken, bu oran 2020’de 49’a çıktı. 2017’de 48 milyon kutu antidepresan satılırken, 2020’de bu sayı yaklaşık 55 milyona, 2021’de ise yaklaşık 60 milyona çıktı.
ABD
Depresyona karşı omega-3 – 10 Amerikalıdan biri şimdi bir antidepresan ilacı kullanıyor. 40’lı ve 50’li yaşlarındaki kadınlar arasında bu rakam dörtte birdir. Birçok insan bu korkutucu ve bağımlılık yaratan ilaçları on yıllardır alıyor ve vücudun geri kalanının yanı sıra doktorlarının ve psikiyatrlarının kutsamasıyla beyinlerine ve karaciğerlerine anlatılmayan hasara neden oluyor.
Modern Diyet Nedir?
Depresyona karşı omega-3 – Doktorlar ve psikiyatristler günümüz depresyon krizindeki en önemli faktörü, modern diyetimizi göz ardı ettiler.
Modern diyet, boş kalorili yiyeceklerdir; yani abur cubur yediklerimizdir. Bol kalorili yiyecekler, karbonhidratlar, proteinler, vitaminler, mineraller veya amino asitler ve lif gibi mikrobesinler içermeyen ancak yüksek enerjisi (kalorisi) yüksek veya kalori zengini besinlerdir.
İşin en ilginçini söyleyeyim; her nesil ile toprağımız temel vitamin ve minerallerden daha yoksun kalıyor. Örneğin, toprağımızdaki magnezyumun tükenmesi doğrudan akıl hastalığındaki artışlarla ilişkilendirilmiştir.
Aynı zamanda, hayvanlarımız antibiyotikler, hormonlar, böcek ilaçları ve toksinler ile karıştırılmıştır.
Big Agra Araştırma Üniversitesi yaşamın temel yapı taşlarını ortaya çıkardı.
Bu temel yapı taşları omega-3 yağ asitlerinden başkası değildi. Ve çok sayıda çalışma, omega-3 tüketimi son 50 ila 100 yıl içinde azaldıkça, Amerika’daki depresyon oranındaki hızlı artışın arttığını göstermektedir.
Beyin, DHA ve EPA
Depresyona karşı omega-3 – Söz konusu beyinse gerisi teferruattır; beyin söz konusu olduğunda, özellikle DHA (dokosaheksaenoik) ve EPA (eikosapentaenoik) asitlerden, yani kısaca DHA ve EPA olarak adlandırılan omega-3’lerden bahsediyoruz.
İnsan beyninin %60’ı yağdır. Neredeyse bunun yarısı omega-3 yağ asitlerinden oluşur. Bu omega-3’ler olmadan, beyin yüksek kaliteli hücreler inşa edemez veya onları koruyamaz.
DHA beynin gri maddesine, özellikle de “ruh hali bölgesine” odaklanır. Hücre zarlarının bir parçası haline gelir ve elektrokimyasal sinyallerin beyin hücreleri arasında atlamasına yardımcı olur.
Ancak DHA tek başına çalışamaz. Beyin, iltihaplanmayı kontrol etmek ve beynin metabolik süreçlerini stabilize etmek için EPA’ya da ihtiyaç duyar. Beyin yeterli DHA ve EPA alamıyorsa , ikinci sınıf malzemeler kullanır ve işlerini düzgün bir şekilde yapamayan ikinci sınıf beyin hücreleri oluşturur.
Çalışmalar, depresyon ve intihar eğilimlerini önlemek için beynin EPA ve DHA’ya nasıl ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Atalarımız bu omega-3’lerin çoğunu yabani bitkilerden, otlardan, balıklardan ve deniz yosunlarından tükettiler. Ayrıca yabani flora (bitkisel örtü) ile beslenen vahşi bitkileri yediler. Bugün, çiftlikte yetiştirilmiş, mısır yemiyle beslenen alabalık veya mısırla beslenen sığır eti yememiz daha olasıdır. Böylece sebzelerimiz ve etimiz omega-3’te yetersiz kalıyor.
Omega-3’lerin yenilenmesi harikalar yarattı. Omega-3’ler bipolar ve unipolar depresyonun yanı sıra DEHB olan hastalarda semptom şiddetini azalttı.
Ancak sağlıklı Omega-3’leri korumak, modern yaşamın stresleri her açıdan size saldırsa bile, depresyonu önlemenin en iyi yoludur.
DHA ve EPA Ne Kadar ve Nasıl Alınmalı?
Depresyona karşı omega-3 – Çoğu genel tıp uzmanı haftada ortalama iki veya üç porsiyon yağlı balık yemeyi öneriyor. En iyi kaynaklar somon, taze ton balığı ve hamsi gibi soğuk deniz balıklardır. Bu tür bir diyet haftada hayati omega-3’lerin 800 mg ile 1000 mg arasında bir miktarını sağlamaktadır.
Deneyimlere göre, normal olarak DHA’dan günde en az 650 mg’a ihtiyacınız vardır. EPA’dan ise 350 mg HER GÜN!
Depresyon ve DEHB (ADHD) gibi rahatsızlıklarda bu oranın en az 2 katına çıkartılması öneriliyor. Yani yüksek kombinasyonlu “DHA + EPA” almak iyi bir çözüm olabilir. Buradaki “yüksek” ifadesi sizi şaşırtmasın. Yüksek ifadesi, düşük DHA ve EPA oranı olan standart balık yağlarına göre söylenmiş bir ifadedir. Tarım Bakanlığı’nın günlük “EPA + DHA” kullanım oranı üst limiti 5000 mg’dır. Yüksek denilen oran bunun yarısı bile değildir. Bu arada, DHA ve EPA bir ilaç değildir, bir gıda ürünüdür.
DHA ve EPA için her gün balık yerseniz, toksisite sorunlarıyla karşılaşabilirsiniz. Bu iyi bir çözüm olmayabilir. Maalesef tezgahta satılan balıkların ağır metal içermesinin ve toksitli olduklarının bir denetimi yoktur.
Bu durumda en avantajlı seçenek trigliserid balık yağıdır. Etil ester balık yağlarının vücut tarafından emilme oranları oldukça düşüktür. Trigliserid balık yağı ve etil ester balık yağı farkını tam anlamak için ayrıca aşağıda linki verilen makaleyi de okuyabilirsiniz.
TRİGLİSERİD BALIK YAĞI / ETİL ESTER BALIK YAĞI
Küçük karides benzeri krill büyük miktarlarda toksinleri emecek kadar uzun yaşamaz. Krill yağının trigliserit yerine fosfolipid formunda olma gibi başka bir avantaja da sahiptir. Ancak, ne yazık ki kril yağının DHA oranı çok düşüktür. Krill yağı konusu çoğu kez kafa karıştırıcı bir şekilde sunulmaktadır. Bu konuya tam hakim olmak için ayrıca aşağıda linki verilen yazıyı da okuyabilirsiniz.
KRİLL YAĞI / KRILL OIL
Yani daha uzun ve daha akıllı yaşamak istiyorsanız, yüksek DHA + EPA oranı bu şansınızı artırmanın en kolay yollarından biridir.
Ayrıca balık yağlarını yemeklerle birlikte veya tok karna aldığınızdan emin olun, böylece DHA ve EPA düzgün bir şekilde sindirilebilir.
BU KONUYU OSMAN MÜFTÜOĞLU’NDAN DİNLEYİN
Tavsiye Edilen Makaleler:
Trigliserid Balık Yağı
Krill Yağı (Krill Oil) İle İlgili Yanıltıcı Gerçekler
Balık Yağları Nasıl Mukayese Edilir?












