Çift dilli beynin nörobilimi / Birden fazla dil konuşmak yalnızca aynı düşünceyi farklı kelimelerle anlatmak değildir. Çift dilli insan, konuşacağı dili seçerken diğer dili tamamen kapatmaz. Beyin, kullanılmayan dilin kelimelerini ve kurallarını geri planda tutarken gerekli olan dili öne çıkarır. Bu nedenle iki dillilik, beynin dikkat ve denetim sistemlerini sürekli çalıştıran özel bir zihinsel deneyime dönüşür.
Bir dili konuşurken aradığınız kelimenin diğer dilde aklınıza gelmesi, ana dilinizde anlatırken yabancı dilde düşünmeye başlamanız veya öfkelendiğinizde kendiliğinden çocukluğunuzun diline dönmeniz tesadüf değildir. Çünkü ikinci bir dil öğrenildiğinde beyin, iki ayrı sözlük arasında sırayla gidip gelmez; her iki dili de belirli ölçülerde etkin tutar, konuşacağı dili seçer ve diğerinin müdahalesini sınırlar. Böylece en sıradan konuşma bile dikkat, ketleme ve zihinsel geçiş sistemlerinin birlikte yürüttüğü yoğun bir çalışmaya dönüşür.
Nörobilimin ortaya koyduğu asıl gerçek şudur: İkinci bir dil insana yeni kelimeler kazandırmakla kalmaz; beynin dili, dikkati ve deneyimleri yönetme biçimini de yeniden düzenler. Peki bu değişim insanı daha zeki mi yapar, yoksa yalnızca beynin belirli ağlarını farklı çalışmaya mı alıştırır?
İki Dil Beyinde Aynı Anda Yaşar
Araştırmalar, çift dilli kişiler yalnızca bir dili kullanırken bile diğer dilin bütünüyle susmadığını göstermektedir. Konuşan kişi, söylemek istediği kelimeyi seçerken iki dildeki muhtemel karşılıklar arasında bir tür zihinsel eleme yapar. Bu süreç; dikkati yönlendirme, uygun olmayan cevabı engelleme ve gerektiğinde diller arasında geçiş yapma becerilerini harekete geçirir.
Bu yüzden bir dilde konuşurken diğer dildeki bir kelimenin akla gelmesi olağan bir durumdur. Instagram yorumlarında bazı kullanıcıların “Kelimeyi İngilizce biliyorum fakat o anda ana dilimde hatırlayamıyorum” demesi, bir zihinsel bozulmadan çok beynin o sırada belirli bir dil moduna geçmiş olmasıyla açıklanabilir.
Nitekim araştırmalar, iki dilliliğin zihni bütünüyle daha güçlü veya insanı doğrudan daha zeki hâle getirdiğini değil; zihinsel kaynakların farklı biçimde kullanılmasına yol açtığını göstermektedir. (Kroll ve arkadaşları)
Diller Arasında Geçiş Zihinsel Bir Egzersiz midir?
İki dil arasında geçiş yapmak; hedef dili seçme, diğer dilin müdahalesini azaltma ve konuşma kurallarını yeniden düzenleme gerektirir. Özellikle tercümanlar, öğretmenler veya iş hayatında her gün birden fazla dil kullananlar bu geçişi yoğun biçimde yaşar.
Ancak buradan “Her çift dilli insanın dikkati ve özdenetimi daha gelişmiştir” sonucu çıkarılmamalıdır. Bazı araştırmalar iki dillilerde görev değiştirme ve çatışma çözme bakımından avantaj bildirirken, daha sonraki çalışmalar sonuçların her zaman tekrarlanamadığını göstermiştir. Etki; dillerin ne kadar iyi bilindiğine, hangi sıklıkla kullanıldığına, konuşma ortamına ve geçiş biçimine göre değişmektedir. (Green ve Abutalebi, Paap ve arkadaşları)
Dolayısıyla çift dillilik, herkese aynı biçimde uygulanan standart bir beyin egzersizi değil; kişisel deneyime göre biçimlenen nöroplastik bir süreçtir.
Her Dil Farklı Bir Duygu Dünyası mı Açıyor?
Çift dilli beynin nörobilimi / Yorumlarda bir kişinin Portekizcede, İspanyolca ve İngilizceye göre daha duygusal olduğunu belirtmesi dikkat çekicidir. Bir başkası şiirlerini o anda düşündüğü dilde yazdığını, bazıları ise konu ülkelerine veya çocukluklarına geldiğinde kendiliğinden ana dillerine döndüklerini anlatmaktadır.
Bunun bir nedeni, ana dilin genellikle çocukluk, aile ve ilk duygusal deneyimlerle daha güçlü bağlar kurmasıdır. Sonradan öğrenilen dil ise okul, meslek veya belirli sosyal çevrelerle ilişkilendirilebilir. Böylece dil değiştiğinde yalnızca kelimeler değil; hatıralar, duygular ve olayları değerlendirme biçimi de kısmen değişebilir. Ancak bu, insanın her dilde ayrı bir kişiliğe sahip olduğu anlamına gelmez. Daha doğru ifadeyle her dil, aynı kişinin farklı deneyim ağlarını harekete geçirebilir.
İşaret dili kullanan çift dillilerde de dil seçimi ve denetimi görülür. Konuşma ve işaret dilleri farklı fiziksel kanalları kullansa bile iki dilin birlikte yönetilmesi beynin genel denetim sistemleriyle ilişkilidir. (Kovelman ve arkadaşları)
Çift Dillilik Beyni Yaşlanmaya Karşı Korur mu?
Çift dilli beynin nörobilimi / İki dilliliğin ilerleyen yaşlarda bilişsel rezerve katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. Bilişsel rezerv, beyinde yaşa veya hastalığa bağlı değişiklikler oluşsa bile zihinsel işlevlerin bir süre korunabilmesi anlamına gelir.
Bazı araştırmalar, yaşam boyu iki dil kullananlarda bunama belirtilerinin daha geç görülebileceğini bildirmektedir. Fakat bu ilişkiyi eğitim, meslek, göç deneyimi ve sosyal çevreden tamamen ayırmak güçtür. Bu nedenle ikinci dil öğrenmek Alzheimer hastalığını önleyen bir tedavi olarak sunulmamalıdır. Bulgular umut verici, fakat kesin değildir. (Anderson ve arkadaşlarının meta-analizi)
Sonuç: Beyni Değiştiren, Dili Bilmekten Çok Kullanmaktır
İkinci bir dil öğrenmenin beyne katkısı, kelime listelerini ezberlemekten değil, dili aktif biçimde kullanmaktan doğar. Bu nedenle öğrenilen dilde düzenli konuşmak, farklı konularda okumak, günlük tutmak, film izlemek ve zaman zaman iki dil arasında bilinçli geçiş yapmak gerekir. Yeni dili yalnızca sınav konusu olmaktan çıkarıp hayatın bir parçası hâline getirmek, beynin dil ve kontrol ağlarını daha sık çalıştırır.
Kısacası ikinci dil insana “iki beyin” kazandırmaz; fakat aynı beynin dikkatini, dil seçimini ve deneyimlerini daha esnek biçimde yönetmesini sağlayabilir. Dil öğrenmenin en büyük kazancı da yalnızca zihinsel çeviklik değildir: İnsan, başka bir dil sayesinde başka kültürlerin dünyayı nasıl anlamlandırdığını da görmeye başlar.
Tavsiye Edilen Makaleler
İngilizceyi Hızlı Öğrenme – Bir Dili Hızlı Öğrenmenin Kanıtlanmış Yedi Yolu
Çok Dillilik – Çok Dil Öğrenmede Polyglotların Farklı Yaptığı 10 Şey
İngilizce Konuşabilmek İçin Kaç Kelime Öğrenmek Gerekir?











