Yetişkinler İçin İngilizce – İngilizce öğrenmek Yetişkin bir insanın İngilizce öğrenmeye karar vermesi genellikle sakin bir anda olmaz. Ya bir toplantıda “Let’s circle back” (Bu konuyu şimdi kapatalım, daha sonra tekrar ele alalım.) cümlesini anlayamayıp stratejik bir gülümseme yapmıştır… ya da LinkedIn’de herkes “global mindset” (Küresel bakış açısı) paylaşırken o hâlâ “present perfect tense nedir?” diye düşünüyordur. 😄
Ve bir gün karar verir:
“Bu işi çözeceğim!”
İşte psikolojik süreç tam burada başlar.
😄1. Evre: Aşırı Motivasyon (İlk 48 Saat)
Bu evrede kişi YouTube’da “İngilizce 3 ayda öğrenilir mi?” videolarını izler.
Defter alır. Renkli kalem alır. Hatta belki ajanda bile.
Kendi kendine der ki:
“Bu sefer sonunu getireceğim.”
Akşam ilk kelimeler yazılır:
Apple, table, responsibility (neden hep responsibility seçilir bilinmez).
Bu aşamada kişi kendini adeta bir TED konuşmacısı gibi hisseder. Hatta içinden küçük bir Stephen Krashen çıkar ve “Anlaşılabilir girdi alıyorum şu an” diyerek Netflix açar.
İlk gün her şey romantiktir.
😄2. Evre: Gramerle Yüzleşme (Gerçeklik Krizi)
Sonra “Present Perfect Continuous” çıkar karşısına.
Yetişkin bireyin zihninde şu cümle yankılanır:
“Ben kendi dilimde bu kadar zaman kullanmıyorum.”
Bu aşamada kişi, İngilizcenin kendisine kişisel bir garezi olduğunu düşünmeye başlar. Çünkü cümleler şöyledir:
“I have been waiting for you since 1998.”
Kişi 1998’i düşünür.
“Ben o zaman ilkokuldaydım, niye hâlâ bekliyorum?” diye içsel bir sorguya girer.
Bu noktada yetişkin psikolojisi devreye girer:
Çocukken hata yapmak normaldi.
Şimdi ise yanlış konuşunca özgüven depremi olur.
😄3. Evre: Telaffuz Travması
Kişi kelimeyi yazarken güçlüdür.
Ama sesli söylemeye gelince sistem çöker.
“Thought, though, through, tough…”
Bu kelimeleri ilk gören yetişkinin beyni kısa süreliğine error (sistem hatası) verir.
Tam bu noktada içinden bir James Clear sesi yükselir:
“Küçük başla.”
Kişi aynaya bakar ve der ki:
“Hello. My name is…”
Ve kendini yeniden 7 yaşında hisseder.
😄4. Evre: Kıyaslama Krizi
Bu aşamada kişi YouTube’da 6 yaşındaki çocuğun akıcı İngilizce konuştuğunu görür.
Yorum yapmaz.
Ama içinden şunu geçirir:
“Ben vergimi ödüyorum. Bu çocuk nasıl fluent?”
Yetişkin beyninin en büyük sorunu budur:
Karşılaştırma.
Oysa bilimsel olarak dil öğrenimi tekrar ve maruziyet ister. Ama yetişkin zihni bilimle değil, egoyla çalışır.
😄5. Evre: Aydınlanma
Bir gün…
Hiç fark etmeden basit bir İngilizce cümleyi altyazısız anlar.
O an dünya durur.
Kalp ritmi değişir.
Beyinde dopamin havai fişek gösterisi yapar.
İşte o gün kişi şunu anlar:
Bu iş zeka değil, sabır işiymiş.
😄Yetişkinin Gizli Psikolojisi
Yetişkin İngilizce öğrenirken aslında üç şeyle mücadele eder:
- Hata yapma korkusu
- Zaman yetersizliği
- “Artık geç kaldım” düşüncesi
Ama nörobilim bize şunu söylüyor: Beyin yaşam boyu öğrenebilir. Yeter ki düzenli temas olsun.
Sorun yaş değil.
Sorun beklenti.
Yetişkin mucize ister.
Dil ise tekrar ister.
😄 Sonuç: İngilizce Öğrenmek, Egoyu Eğitme Sürecidir.
Yetişkin için İngilizce öğrenmek sadece bir dil öğrenmek değildir.
Sabır öğrenmektir.
Hata yapmayı öğrenmektir.
Kendini yeniden öğrenci olarak kabul etmektir.
Ve belki de en önemlisi şudur:
Fluent olmak değil, vazgeçmemek başarıdır.
Bir gün aynaya bakıp “I can speak English” dediğinizde, aslında söylediğiniz şey şudur:
“Ben sabredebildim.”
Ve bu, her dilde aynı şekilde okunur. 😄












