Okulda Öğrenme Motivasyonu – Bugün neredeyse toplumun ortak bir şikâyeti var:
“Çocuklar artık odaklanamıyor.”
Telefonlar, sosyal medya, oyunlar, ekranlar…
Sanki bugünün öğrencileri sürekli dopamin peşinde koşan, dikkat süresi erimiş bir kuşak.
Bu anlatı o kadar sık tekrarlandı ki, artık sorgulanmadan kabul edilen bir doğruya dönüştü.
Okullarda telefon yasakları artıyor, öğretmenler sınıfta “ilgisi kopuk” öğrencilerden söz ediyor, eğitim sistemleri dikkat krizinden bahsediyor.
Ama burada bir durup düşünmek gerekiyor:
Gerçekten sorun dikkat mi, yoksa dikkat etmeye değecek bir şey sunamamak mı?
Dikkat Kaybolmadı, Yön Değiştirdi
Bir sınıfa girip şunu gözlemlediysen, fark etmişsindir:
Aynı öğrenci, teneffüste bir oyun stratejisini 40 dakika boyunca sabırla tartışabiliyor.
Bir video oyununun kural sistemini, seviyelerini, istatistiklerini ezbere biliyor.
Bir YouTube içeriğini baştan sona dikkatle izleyebiliyor.
Yani mesele şu değil:
“Öğrenci odaklanamıyor.”
Asıl mesele şu:
“Okul, öğrencinin dikkatini hak edecek bir anlam üretemiyor.”
Dikkat bir kas değildir;
değerle çalışan bir reflekstir.
Bir Ders, Bir Hikâye ve Kaybolan Mit
Bir öğretmenin sınıfta şunu yaptığını düşün:
Derse kuru bir konu başlığıyla değil, kendi hayatından kırılgan bir hikâyeyle başlıyor.
Bir hata, bir utanç, bir öğrenme anı…
Sınıf susuyor. Gözler kalkıyor. Dinliyorlar.
Sonra yavaş yavaş yapı geliyor, kavramlar geliyor, akademik çerçeve geliyor.
Ve en sonunda öğrencilerden kendi hayatlarından benzer bir anı yazmaları isteniyor.
Ne oluyor biliyor musun?
O meşhur “dikkat süresi düşüşü” yaşanmıyor.
Tam tersine: kilitlenme oluyor.
Çünkü öğrenci şunu fark ediyor:
“Bu, benimle ilgili.”
Odak, ilgiyle değil; bağla gelir.
Araştırmalar Ne Söylüyor? (Çocuklar Aynı)
Okulda öğrenme motivasyonu ile ilgili ve uzun yıllara yayılan dikkat araştırmaları (özellikle d2 Attention Test gibi ölçümler) şunu gösteriyor:
Son 30–40 yılda çocukların bilişsel odak kapasitesinde ciddi bir düşüş yok.
1990’lardaki bir çocuk, bugünle neredeyse aynı dikkat potansiyeline sahip.
Değişen ne peki?
- Bilgiye erişim biçimi
- Okulun toplumdaki rolü
- Eğitimin vaat ettiği gelecek
Yani çocuk değişmedi.
Bağlam değişti.
Gerçek Sorun: Motivasyon Boşluğu
Eskiden okul şuydu:
Bilgiye giden yol.
Merak ettiğin şeyi öğrenmek için:
✔ Okula gidersin.
✔ Kütüphaneye gidersin.
✔ Öğretmene sorarsın.
Bugün ise bilgi cebinde.
Ve öğrenci şunu soruyor (haklı olarak):
“Madem her şey elimde, neden haftada beş gün burada oturuyorum?”
İşte burada relevans (anlam) boşluğu başlıyor.
Eskiden “Okursan Kurtulursun” Vardı
Eğitimle başarı arasındaki bağ eskiden daha netti:
İlkokul → Ortaokul → Lise → Üniversite → İyi bir hayat
Bugün bu zincir kırık.
- Üniversite garanti değil.
- Diplomalar değer kaybediyor.
- Borçlar artıyor.
- Mezuniyet, iş anlamına gelmiyor.
Ama okullar hâlâ, sanki bu bağ hiç kopmamış gibi davranıyor.
Öğrenci bunu görüyor.
Ve şu soruyu soruyor:
“Bu kadar çabaya değiyor mu?”
Bu Bir “Neden” Kuşağı
Bugünün öğrencisi şunu yapmıyor:
“Öğretmen dedi diye.”
Şunu soruyor:
- Neden bunu öğreniyorum?
- Hayatta nerede işime yarayacak?
- Kime ne katkısı var?
Bu, saygısızlık değil.
Bu, anlam arayışı.
Brené Brown’ın dediği gibi:
“Bu kuşak ‘neden’ olmadan hareket etmiyor.”
Ve bu, aslında bu eğitimin suçu değil;
eğitimin bir fırsatı.
Ne Yapmalı? Cevap Basit Ama Zor: Amaç
Eğer öğrencinin odağını istiyorsak, her ders şu filtreden geçmeli:
- Bu bilginin amacı ne?
- Bu görev kime, neye hizmet ediyor?
- Öğrenci bunu yapınca ne kazanıyor; gerçekten?
Eğer bu sorulara dürüstçe cevap veremiyorsak,
belki de sorun öğrencide değil, derstedir.
Bir Küçük Değişiklik, Büyük Etki
Bir öğretmen düşünün:
Dil bilgisini yıllarca cümle çözümleme şemalarıyla anlatmış.
Öğrenciler nefret etmiş; çünkü bu becerinin hayatta bir karşılığı yok.
Sonra yöntemi değiştiriyor:
Dil bilgisini, öğrencinin yazmak istediği metnin içinde öğretiyor.
Ne oluyor?
Katılım artıyor.
Çünkü öğrenci şunu görüyor:
“Bu, işime yarıyor.”
Öğrenme, kullanım kazandığında motive eder.
Amaçlı Görevler: Proje, Etki, İz Bırakma
Araştırmalar şunu net söylüyor:
Bir iş, daha büyük bir amaca bağlandığında,
öğrencinin dikkat süresi ölçülebilir biçimde artıyor.
Bir romanı sadece sınav için okumak başka,
o roman üzerinden dünyaya bir söz söylemek başka.
Test için yazılan metin unutulur.
Birine ulaşan metin hatırlanır.
Sonuç: Okulun Rakibi Telefon Değil, Anlamsızlık
Okulda öğrenme motivasyonu…
Telefonlar, oyunlar, ekranlar güçlü; evet.
Ama öğrencinin dikkatini çalan şey onlar değil.
Anlamsız işlerdir.
Çocuklar hâlâ odaklanabiliyor.
Hâlâ derinleşebiliyor.
Hâlâ emek verebiliyor.
Yeter ki şunu hissedebilsinler:
“Bu, benim zamanımı hak ediyor.”
Eğitimin görevi dikkat istemek değil;
dikkate değer olmaktır.
Kaynaklar
-
Daniel H. Pink – Drive: The Surprising Truth About What Motivates Us
(İçsel motivasyon, amaç, özerklik ve ustalık kavramları) -
John Hattie – Visible Learning
(Öğrenmede etki, öğrenci katılımı ve anlamlı görevler) -
Carol S. Dweck – Mindset: The New Psychology of Success
(Öğrencinin öğrenmeye bakışı ve motivasyon ilişkisi) -
OECD – Student Engagement and Motivation Reports
(Öğrenci bağlılığı, okulun anlam üretme kapasitesi) -
Brené Brown – Dare to Lead ve NYT röportajları
(“Why” kuşağı, anlam ve sorgulama kültürü) -
APA (American Psychological Association)
Öğrenmede dikkat, motivasyon ve anlam ilişkisine dair derleme çalışmalar -
USC & Buck Institute for Education
Proje tabanlı öğrenme ve öğrenci motivasyonu üzerine araştırmalar.















